Toplumsal yozlaşmanın, ahlaksızlığın önüne geçmek için ahlaksızlığın topluma yansımaları üzerinden ahlaksızlığın toplumsal zararlarını, aynı şekilde ahlakiliğin de gerekliliğini ortaya koyabilmemiz gerekir.
Ancak bunları açıklığa kavuşturduktan sonra veba gibi bulaşan ahlaksızlığın sebeplerine eğilebiliriz. Bu toplumsal hastalığın teşhisinden sonra tedavi için olabilecek çözüm yollarını dile getirebiliriz. Her ne kadar bu silsile üzerinden konuya yaklaşmamız gerekiyorsa da bir köşe yazısında tüm detayıyla konuyu ele almanın mümkün olmayacağını siz de takdir edersiniz. Onun için mümkün olduğu kadar kısa ve öz olarak konuyu ele alacağım.
Birincisi toplumsal yozlaşmayı beraberinde getiren ahlaksızlıktan kasıt İslami ve insani değerlerin çerçevesinde ahlak ve edebe aykırı unsurlar bütünüdür. Madem toplumsal yozlaşmayı ahlaksızlık doğuruyor; ahlaksızlık da ahlak ve edebe aykırılıktır. O zaman ahlak ve edepten kastımızın ne olduğunu belirtelim.
Ahlak ve edep: Doğru sözlülüktür, sadakattir. Hilm ve anlayıştır. Hikmetle yaklaşmaktır. Büyüğe ve küçüğe saygıdır. Anne ve babaya iyiliktir. Affediciliktir. Yalandan beri olmaktır, güvenirliğe kucak açmaktır. Hırsızlık yapmamaktır.
Yine kadının iffetiyle yaşaması ve erkeğin gözünü haramdan sakındırması da ahlaktır.
İkincisi: Önüne geçmemiz gereken; kadının elbiseyi, iffet ve edebi atıp yarı çıplak bir halde gezinmesi; kadın ve erkeğin birlikte hayvani bir hayata özenmesi en büyük ahlaksızlıktır.
Her ne kadar insanın dinine, örfüne, yaşam kalitesine, sosyal hayatına ve hayata bakış açısına göre ahlaki değerler değişiyor olsa da mikyasımız olan İslami ve insani ahlak değerlerinin tümü olmamakla birlikte büyük bir kısmında insanlık ittifak halindedir. Örneğin; dünyanın neresine giderseniz gidin, yalanı övecek birisiyle karşılaşamazsınız. Yine eminim ki toplumsal bir şuur oluşturulursa tüm insanlar kadın ve erkeğin iffet ve edep çerçevesinde bir hayat sürmesini tasvip edecek, bu çerçevenin dışına çıkmayı da nameşru addedecektir.
Dünya için tehlike çanlarını çalan fakat dünyanın halen de tehlikesinin farkına varmadığı ve özellikle Avrupa`yı kasıp kavuran fuhşiyat, üzülerek belirtmem gerekirse bizim bacamızı da çoktan sarmış. Üçüncüsü: Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede ahlaksızlığın başını alıp gitmesinin sebeplerini özetle sıralayacak olursak.
Başta çağın en büyük nimetlerinden sayıldığı gibi uygun kullanılmadığı için baş belasına dönüşen Televizyon, internet ve sair iletişim araçlarıdır. Günümüzde Televizyon ve internetin ahlaksızlığın yaygınlaşmasında, toplumun yozlaşmasındaki etkisini hayal etmek bile zorlaşmış. Toplumların değerleri televizyon ve internetin dişleri arasında parçalanmaktadır. Manevi değerlerimize taban tabana zıt dizilerin, film ve programların toplumda oluşturduğu tahribatı -başta affınıza sığınarak anlatacağım- şu trajik hikaye çok net olarak gözler önüne sermektedir.
Saf, temiz, gariban bir Anadolu insanı anlatıyor: 'Kırıkkale`ye televizyonun ilk geldiği yıllardı. Ben daha televizyon almadığım için biri altı yaşında olan kızımla yedi yaşında olan oğlum televizyon izlemek için komşuya gidiyorlardı. Bunun üzerine çocuklarım komşuyu rahatsız etmesinler diye ben de televizyon aldım.
Çok uzun bir süre geçmeden bir gün çocuklarımı dudak dudağa öpüşürken gördüm. Bunu nerden öğrendiniz diye sormam üzerine 'Televizyondaki bilmem hangi diziden' dediler. O gün anladım ki evime şeytan almışım. O günden sonra bir daha çocuklarımı televizyonla baş başa bırakmadım, televizyonu kontrolsüz bırakmadım.'
Tevhidi Tedrisat Kanunun dayattığı karma eğitim sisteminin; Yine kızlı erkekli Nevroz, 23 Nisan vb gibi bayramların, sudan bahanelerle kızlı erkekli tertip edilen programların ahlaksızlığa katkılarını(!) da yok sayamayız. Parkların, internet cafelerin, üniversitelerin ahlaksızlığa ivme kazandırdığı yadsınamaz bir gerçektir. 'Siz de farkı fark etmek' isterseniz; bir şehrin Üniversitenin kurulmasından önceki ve sonraki ahlaki yapısını karşılaştırın.
Yine diğer bir hikaye; Diyarbakır`da Ofis`te yaşandı. Gördüğü rezalet-çıplaklık karşısında kendisine hakim olamayan bir bayan, medeniyeti çıplaklık bilen birkaç bayanın geçtiği sırada ağlayarak çığlık çığlığa şöyle bağırır: 'Utanın, utanın kendinizden. Vallahi erkekler sizden daha hayalıdır. Vallahi erkekler sizin gibi soyunsaydı kıyametler koparırdınız' Elbette ki; bu kişisel çığlıklar sonuç vermiyor.
Peki bu ahlaksızlık, hayasızlık nasıl durdurulabilir? Dördüncüsü: Bu ahlaksızlığı ancak toplumsal bir şuur durdurabilir. Toplumsal bir şuurun oluşması için büyük bir ahlaki seferberliğin başlatılması lazımdır. Devlet ve millet herkes 'çocuklarımız ateş olup bizi yakmadan' ahlaksızlığa karşı harekete geçmelidir.
Toplumsal bir şuurun oluşması için öncelikle mesela 'Ahlak Ve Edep Platformu' adında bir platform oluşturulabilir. Ondan sonra bu platform bünyesinde anketler ve araştırmalar yapılabilir. Broşürler ve kitapçıklar basılıp dağıtılabilir. Seminerler verilebilir. Akil adamlarla, kanaat önderleriyle görüş alışverişinde bulunulabilir.
Resmi kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarıyla konuyla ilgili irtibata geçilebilir. Unutmayalım ki ' Kişinin çocuğuna bırakacağı en büyük miras güzel ahlaktır' Rabbim bizi, kendini ve ailesini yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyanlardan eylesin.