ABD’nin Ocak 2026’da Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesi – “Operation Absolute Resolve” – Caracas’ın çok ötesinde şok etkisi oluşturdu Washington, başkentteki hedefleri vurarak ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalayarak Batı Yarımküre’de sert güce kararlı bir dönüş sinyali verdi.

Bu operasyon yalnızca düşmanca görülen bir rejime karşı taktiksel bir hamle değildi; Amerika kıtasında nüfuz, hiyerarşi ve kontrol üzerine stratejik bir mesajdı. Venezuela’nın siyasi ve ekonomik varlığına büyük yatırımlar yapmış olan Çin için bu müdahale, küresel erişiminin sınırları ve giderek çok kutuplu hale gelen dünyada büyük güç rekabetinin değişen kuralları hakkında ciddi sorular doğurdu.

Pekin’in Temkinli Tepkisi

Çin’in operasyona verdiği yanıt ton olarak sert, içerik olarak temkinli oldu. Pekin, ABD’nin eylemini uluslararası hukukun ve ulusal egemenliğin ihlali olarak kınadı; bunu tek taraflı hegemonyanın bir örneği olarak tanımladı. Çin Dışişleri yetkilileri Washington’a BM Şartı’na saygı göstermesi ve Venezuela’nın iç işlerine müdahaleyi bırakması çağrısında bulundu.

Ancak bu söylem askeri ya da ekonomik bir tırmanmayla desteklenmedi. Pekin misilleme tehdidinde bulunmadı, Caracas’a doğrudan askeri yardım teklif etmedi. Tepkisini diplomatik kanallarla sınırladı ve Çin vatandaşlarına Venezuela’dan uzak durmaları yönünde seyahat uyarısı yayımladı. Öncelik, ABD ile doğrudan çatışmaya girmeden çıkarları korumaktı.

Çin–Venezuela Stratejik Ortaklığı

Çin’in Maduro yönetimiyle ilişkisi sembolik değildi. Son yirmi yılda Venezuela, Pekin’in Amerika kıtasındaki en önemli ortaklarından biri haline geldi. 2023’te ilişkiler “her koşulda stratejik ortaklık” seviyesine yükseltildi.

Çin bankaları Caracas’a büyük ölçekli, çoğu petrol teminatlı krediler sağladı. Çinli şirketler Orinoco Kuşağı’ndaki enerji projelerine katıldı. Venezuela ağır petrolü, Çin’in arz çeşitlendirme stratejisinde önemli bir yer tuttu.

Güvenlik iş birliği de gelişti; Venezuela, Latin Amerika’da Çin askeri ekipmanının en büyük alıcılarından biri oldu. Ancak Pekin, askeri üs kurma ya da kalıcı birlik konuşlandırma gibi ABD’nin stratejik üstünlüğüne doğrudan meydan okuyacak adımlardan kaçındı.

Maduro’nun iktidardan uzaklaştırılmasıyla ABD, Venezuela’nın petrol ihracatı üzerinde fiili kontrol sağladı. Çin petrol almaya devam edebiliyor, ancak artık piyasa fiyatlarından ve ayrıcalıklı koşullar olmadan.

Bu durum Çin’in enerji güvenliği hesaplarını etkiliyor ve petrol teminatlı kredilerden kaynaklanan pazarlık gücünü zayıflatıyor. ABD’nin petrol akışları üzerindeki kontrolü, borç yeniden yapılandırma süreçlerinde de Washington’a avantaj sağlıyor.

Çin için temel soru şu; Ekonomik çıkarlar nasıl korunacak, ancak ABD ile stratejik eşiği aşmadan?

Monroe Doktrini’nin Geri Dönüşü

2025 ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Batı Yarımküre’yi yeniden öncelikli alan olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, Monroe Doktrini mantığının güncellenmiş bir versiyonu olarak görülüyor: Bölge dışı güçlerin özellikle de Çin’in askeri ve teknolojik nüfuzunun sınırlandırılması.

Bu durum, Pekin açısından yapısal bir asimetri yaratıyor. On yıllar süren yatırım ve diplomatik angajman, ABD’nin askeri üstünlüğünü dengelemeye yetmiyor.

ABD yaklaşımı, yarımküreyi güvenlik ortaklıkları ve askeri hazırlıkla korunması gereken stratejik bir alan olarak görüyor. Çin ise entegrasyon, ticaret ve kalkınma iş birliğini önceliklendiriyor; açık güç kullanımından kaçınıyor.

Venezuela krizi, sert güç ile ekonomik nüfuz arasındaki farkı net biçimde ortaya koydu.

Çin Geri Çekiliyor mu?

Çin Venezuela’da zemin kaybedebilir; ancak bu Latin Amerika’dan çekileceği anlamına gelmiyor. Pekin, Brezilya ve Meksika gibi ülkelerle ilişkilerini çeşitlendirerek bölgedeki varlığını yeniden dengeleyebilir.

Daha geniş çerçevede, örtük etki alanlarının oluşması Çin’in Asya’daki stratejik hedefleriyle de uyumlu olabilir.

Giderek evrensel hakimiyet yerine müzakere edilmiş sınırlarla şekillenen bir uluslararası sistemde, Washington ve Pekin güçlerinin nerede son bulduğunu test ediyor.

Venezuela krizi çok kutuplu çağda küresel düzenin nasıl şekilleneceğine dair önemli bir eşik olarak görülüyor.

Muhabir: Mehmet Yaman