Toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz kavramlardan biri belki de “tevekkül”dür. Ancak bu kavramı doğru anlamak şartıyla… Çünkü tevekkül, çoğu zaman zannedildiği gibi kenara çekilip beklemek değil; aksine elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakma bilincidir.
Sözlükte “güvenmek, dayanmak, işi havale etmek” anlamlarına gelen tevekkül, dinî bir terim olarak kulun kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde O’nu vekil bilmesidir. Fakat bu teslimiyet pasif bir bekleyiş değil, bilinçli ve sorumlu bir duruştur. Nitekim Peygamber Efendimiz’e (s.a.s.) bir sahâbî “Devemi bağlayayım mı yoksa tevekkül mü edeyim?” diye sorduğunda aldığı cevap nettir: “Önce bağla, sonra tevekkül et.” Bu ölçü, hayatın her alanı için geçerlidir.
Bugün toplumun ıslahı, ahlâkın güçlenmesi, adaletin hâkim olması, gençlerin korunması, aile yapısının sağlamlaşması gibi pek çok meseleyle karşı karşıyayız. Bu sorunlar karşısında “Nasıl olsa Allah yardım eder” diyerek sorumluluktan kaçmak tevekkül değil, ihmaldir. Çünkü Allah, kâinatta her şeyi bir sebep-sonuç düzeni içinde yaratmıştır. Çalışmadan başarı, ekmeden hasat, tedavi görmeden şifa, gayret göstermeden değişim beklemek ilahî düzene aykırıdır.
Kur’an’da, “Bir topluluk kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” buyrulur. Bu ilahî prensip bize açık bir sorumluluk yükler. Önce biz üzerimize düşeni yapacağız: Eğitimde, ekonomide, ahlâkta, üretimde, adalette en iyiyi hedefleyeceğiz. Yanlışa yanlış diyecek, doğruyu destekleyecek, iyiliği yaymak için çaba göstereceğiz. Güçlü mümin olma idealini kuşanacak; bilgimizle, emeğimizle, ahlâkımızla topluma katkı sunacağız.
Ancak bütün bu gayrete rağmen sonuç her zaman istediğimiz gibi olmayabilir. İşte tevekkül tam burada devreye girer. Kul, elinden geleni yaptıktan sonra neticeyi Allah’a havale eder. Çünkü nihai irade O’na aittir. Bu bilinç insanı hem kibirden hem de ümitsizlikten korur. Başarı geldiğinde kendini yeterli görmez; başarısızlıkta ise yıkılıp kalmaz. “Demek ki Rabbimin takdiri böyleymiş” diyerek yoluna devam eder.
Tevekkül, tembelliğin değil direncin adıdır. Çaresizliğin değil umudun adıdır. En zor anlarda bile “Allah benimle beraberdir” diyebilme cesaretidir. Bu inanç, insanın omuzlarındaki yükü hafifletir; kalbine güven ve sükûnet verir.
Bugün kurtuluşumuz; çalışmayı, tedbiri ve sorumluluğu ihmal etmeden, neticeyi Allah’a bırakabilen bir tevekkül anlayışını yeniden kuşanmaktan geçiyor. Biz gayret edeceğiz, ıslah için çabalayacağız; hükmü ve sonucu ise Rabbimize havale edeceğiz. Çünkü çalışmak bizden, takdir Allah’tandır.
Mevla’m tevekkülü yerli yerinde kullanabilen kullarından eylesin. Amin.