Hiçbir asırda olmadığı kadar geniş çapta en derin ve en sessiz "anlam krizini" yaşayan şu anki dünya, teknolojik imkânların zirvesine tırmanırken ruhunu; soğuk bir yorgunluğun, raydan çıkmış bir zevkperizmin ve her şeyi kendine yontan bir egonun buzdan çöllerine terk etmiş durumda.
Günahların sıradanlaştığı, ahlaki yozlaşmanın estetik bir ambalajla sunulduğu ve enaniyetin bir din gibi kutsandığı bu çağda, insan hiç olmadığı kadar yalnız ve huzursuz.
Sosyal medya ekranlarında parlatılan "ben" imajı, bireyi sadece kendi yansımasına âşık bir tutsağa dönüştürürken, bu narsist atmosferde insan; başkasının acısına kör, kendi rahatına ise müptela kılındı.
Tam da bu noktada, gökyüzünün kapıları aralanıyor ve kutlu misafir Ramazan Ayı, yorgun ruhlarımıza bir "ebediyet muştusu" gibi iniyor. Her yıl yeniden gelerek ruha, akla, kalbe ve kalıba dair tüm haritayı şefkatle terbiye eden mübarek Kur’an ayı, insanın kendi içine yaptığı en büyük hicret ve modern tükenişin "tüket" emrine karşı çekilmiş en zarif ve en radikal resttir.
"Sahip olmak" ile "olmak" arasındaki o derin uçurumda sendeleyen kalabalıklara hazcılığın yeni bir ibadet biçimi gibi dayatıldığı, anlık tatminlerin kronik depresyonlara kapı araladığı bu dönemde, oruç emri, bir "dur!" çağrısıdır.
İmam Gazali hazretleri, yüzyıllar öncesinden modern psikolojinin yeni keşfettiği bir hakikati haykırır: "Mide ve şehvet, insanı hayvanlık derecesine indirir; ancak oruçla insan meleklerin sıfatlarına bürünür."
İbnül Arabi daha öteye gider ve şöyle der: "Oruç, 'Samed' (hiçbir şeye muhtaç olmayan) sıfatıyla ahlaklanmaktır. Kul, oruçluyken yemeyerek ve içmeyerek, beşerî sıfatlardan sıyrılıp ilahi bir vasıf olan muhtaç olmama haline bürünür."
Müslümanların sistematik bir soykırımdan geçtiği, masum çocukların dünyanın gözü önünde açlıktan can verdiği bir devirde, sekülerizmin "ilerlemeci" yalanının iflas ettiğini görenlere Ramazan Ayı, hakiki umudun adresini gösterir.
Yine Ramazan Ayı, yıllardır canlı yayınlarda izlenen katliamlarla zirveye ulaşan ve kötülüğün sıradanlığı yanında, kötünün baş tacı edildiği o dehşetli dağılmışlığı, orucun erleri için çok hassas dokunuşlarla düzeltip toparlamak üzere gelir.
Ramazan, "açın halinden anlamayı" gerçek bir ontolojik zemine oturtmayı öğretir. Ramazan, ümmetin "tek bir vücut" olduğunu hatırlatan o büyük biyolojik ve ruhsal senkronizasyondur.
Oruç, firavunlaşan nefisleri heva, heves, inat, zikirsizlik, şükürsüzlük, sadakasızlık gibi ordularıyla denizin dibinde boğar ve kendi tutkularının kölesi olan yığınları, "başkası için var olan" nitelikli insan mertebesine yükseltir.
Ramazan ayı, yaşam serüvenini doğumla ölüm arasındaki kısacık ömürle sınırlandırarak insanı ebediyet ufkundan koparan dünyevileşmenin burnunu yere sürter.
Merhum Sezai Karakoç’un muazzam tespitiyle; "Oruç, insanın ruhunu, bir kılıç gibi kınından çıkarıp parlatmasıdır."
Modern hayat bizi tenimizin ve sürekli şişirilen ihtiyaçların kınına hapsetmişken; oruçla beraber ruh, o kından sıyrılır. İman ehli, bu ulvi zaman diliminde, inandığı ahirete kıyasla son derece basit, geçici, kararsız bir "simülasyon" olan şu imtihan yurdundan, hesap gününe doğru bir yolculuğa çıkar.
Şehvetinin zilleti altında ezildiği halde “Tanrı öldü” diyecek kadar cüretkâr bir azmışlığın İslamdan uzak durma çabası, zavallı beşeri hiçbir zulümden, hiçbir fiilî, fikrî, somut, soyut necasetten kurtarmadı, iç buhranlarını dindirmedi, tatminsizliğine derman olmadı; aksine kendi kendisinin tanrısı olmaya itildikçe bu yükün altında ezildi.
Ramazan, bunun gibi tüm zararlı yükleri insanın sırtından indirir. İnsana şunu fısıldar: "Sen mabud değilsin, yalnız Allah’a kul ol ve aradığın güveni, sekineyi, dengeyi, muhabbeti bul."
Ramazan, mümine sadece tahammül anlamındaki sabır formatı atmaz aynı zamanda zalime karşı dik duruş manasındaki şecaat/cesaret formatı da atar.
Tıpkı Merhum Aliya’nın dediği gibi: "Oruç, bir disiplin ve özgürlük eğitimidir. Kendi arzularına 'hayır' diyemeyen bir insan, dışarıdaki zalimlere de asla 'hayır' diyemez."
Yine merhum İkbal de bunun bir benzerini şöyle söyler: "Oruç, müminin bedenini zayıflatır ama iradesini çelikleştirir. İradesi çelikleşen insan, tarihin akışını değiştiren insandır."
O yüzden Ramazan’ın asıl devrimi, farz orucu kuşanan ehl-i kıbleyi, tekrar yeryüzünün merkezine çağırıp, ona büyük sorumluluğunu hatırlatmasıdır.
Ey Ramazan! Gel ve bizi bu modern hapishaneden kurtar. Gel ve soykırımların kararttığı ufkumuzu Kadir Gecesi’nin nuruyla aydınlat. Bizi yeniden ve daima Kur’anın hamili ve hadimi kılacak bir kararlılıkla yeniden inşa et. Çünkü her şeyin tükendiği zannedilen yerde, senin fark ettirdiğin ilahi rahmet, kurumuş kalplerimize can suyu olacaktır.
Tüm dostlarımızın Ramazan Ayını cânı gönülden tebrik ediyorum.