Gelin dostlar! Beni uzun zamandır, rahatsız eden bir kavram üzerine biraz tartışalım. Ciddi ciddi, gerekirse biraz da kıralım birbirimizi. Hatta tahrik edelim, hatta biraz da kışkırtalım! Ama Allah için yapalım.

"İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydü!"( Maide 79)

Aksi halde bu sakinlik, bizim başımıza taş olup yağacak! Bu suskunluk bir bela olup bizi kuşatacak.

Evet, dostlar! Konumuz; Provokasyon! Hani daha önce "Laiklik" için demiştik ya; yenilir mi, içilir mi, giyilir mi... Aynı şey "Provokasyon" için de geçerlidir. Ama yine de lügat anlamını karıştıralım biraz.

Kışkırtmak, tahrik etmek; haydi bir tane de ben ekleyeyim; tepki toplamak... Basitçe etki ettiğin zaman tepki doğuruyorsun. Biraz daha açmak gerekirse, bir tepkinin sebebi oluyorsun. Yani bu yüzden sevilmeyen, istenmeyen, aykırı bir varlık olup, provokatör etiketi yemeniz kaçınılmaz oluyor.

Sakarya Üniversitesi'nde bir kısım İlahiyat öğrencisinin yaptığı gibi... Ne yapmışlar? Diye sormayın. Çünkü büyük mü büyük bir suç işlemişler, daha doğrusu kışkırtmışlar, tahrik etmişler, tepki üretmişler... Nasıl mı?

Etrafa molotoflar, taşlar fırlatıp, camları döküp, iş yerlerine zarar verip, kutsal saydıkları mekanlara içki şişeleri dizip, anadan üryan soyunarak onur(!) yürüyüşleri yapıp, devlet memurlarına zorluk çıkarıp ve etrafa küfürler saçıp, birilerinin kutsal saydıkları tanrı ve düşüncelere saydırarak provokasyon yapmamışlar tabi. Peki, nasıl olmuş?

"Ulu önder tektir, o da Hz. Muhammed'tir." Yazan pankart taşımışlar. Küfürler ve hakaretler saçmadan edebince yürüyerek. İşte bu gençleri provokatör yapan budur!

Peki, bunlar kimi kışkırtarak, tahrik ederek tepki almışlar?

Bazı ilahiyat hocalarından, bazı fıkıh ulemasından ve bazı sözde İslamcı yazar çizerlerden. Olamaz demeyin! Oldu bile. Ben en büyük tepkiyi başka mahallelerden beklerken, neredeyse karşı mahalleden tek bir tepki gelmemesine rağmen bizim mahallenin ağabeyleri bu gençlere provokatör etiketi vurarak, çiğnemiş yutmaya çalışmışlardı bile. Ama yedirtmeyiz, kimse kusura bakmasın!

Ne oldu size, ne olmuş size ve ne oluyor size? Kendinize gelin yahu!..

Bu memlekette kışkırtılan ve tahrik edilen birileri varsa o da bu gençler ve İslami kesimlerdir.

Çünkü akan kanlarının hakkını almak bir tarafa aksine tüm değerleri çiğnenen, camileri ahıra çevrilen, türbeleri tarumar edilen, peygamberleri "Arap Muhammed!" diye aşağılanan, İslam kokan sokakları alkol kokuları ile sarılan, çarşafına, sakalına ve sarığına el uzatılan, Allah'ın Rab sıfatını gasp edip başlarına sahte Rabler kesilen, ezanlarının diliyle oynanan bu gençler ve İslami kesimlerdir. Bu da yetmezmiş gibi dağdan gelip bağdakini kovmaya çalışan bu zihniyet, ev sahibi olan Müslümanları kiracı yerine koyup, her gün medyalarında İslam'a ve değerlerine sümük salya saldırıp;" Yallah Arabistan'a" veya "Yallah İran'a" nutukları çekerek yaralarına tuz basmaya devam ediyorlar.

Bunların hepsi özgürlük ve fikir hürriyeti adına yapılırken ve göz önünde yaşanırken sizce kim provokatör? Gençler ve İslami kesim mi yoksa yüreklerini kanatanlar mı?

Burada bir terslik yok mu? Ama aksine sahada zaten eksikliğini çektiğimiz bu üç beş dava sahibi gence yapılan reva mı? Size de kızmıyorum aslında, çünkü sizi bu hale başkaları getirdi.

Birkaç maymunun kapatıldığı bir kafes ile muz deneyini bilmeyen yok sanırım. Kafese muz sarkıtılır. Muza ulaşmak isteyen her maymun sebebi ile tüm maymunlar cezalandırılır. Sonra kafese yeni bir maymun konulur. Yeni maymun muza ulaşmak için harekete geçtiğinde tüm maymunlar harekete geçip yeni maymunu linç ederler. Artık dışardaki sistem sahiplerinin ceza vermesine gerek kalmamıştır. Artık kendi mahalle sakinleri her aykırı sesi susturur. Arife fazla tarif gerekmez. Kıssa bu kadar. Hissesi akla bakar.

Alimlerimizin çoğundan tutun da kalemşörlerimizin ekseriyetine kadar artık verilen her fetva ve akıl yorulan her mesele, var olan çarpık sistemlerle "Nasıl daha uyumlu halde yaşayabilirizle?" alakalıdır.

Bozuk sistemlerin fabrikasının birer çarkı olacak şekilde entegre ediliyoruz. İslam'ın inkılapçı ve ıslah yönü bir tarafa bırakılıp, aykırı sesler provokasyon etiketi ile susturularak, İslam'ın güzel ahlak ve barış yönü işlenip duruluyor.

Ilımlı İslam Projesi'nin Türkiye ayağı olan sözde hocaların İslam'ın hakim olmasına gerek olmadan küfür sistemlerinin altında yaşayabileceği konusu son adım olarak işlenmeye başlanmıştı. İlginçtir, en çok da bu kesim aykırı sesleri "provokasyon'" olarak etiketleyip sindirmeye çalışıyordu.

Kimi iyi niyetli olarak gördüğümüz hocalar, maalesef bu bozuk anlayışı farkında olmadan devam ettirip, aykırı sesleri hemen susturabiliyorlar.

İslam bir tepkisellik dini değil, diyerek de kendilerini savunuyorlar.

Halbuki yüce kitabımızın çok büyük bir kısmı müşriklerin ve kafirlerin çarpık anlayışlarına, sözlerine ve eylemlerine bir cevap ve tepki olacak şekilde inmemiş midir? Bu bir tepkisellik değil de nedir? Bu konudaki ayetlerin haddi hesabı yoktur. Hakeza yürüyen Kur'an Hz. Resulullah'ın(a.s.v) müşriklere tepki olarak uyguladığı yığınla eylem vardır. Müşriklerin iddiaları ve değerleri ile kıyas yapılarak İslam'ın üstün olduğunu kanıtlayan nice ayetler ve Efendimizin(a.s.v) eylemleri vardır.

Bu yüzden İslam Peygamberinin siyer, mücadele ve hareket fıkhının ihmal edildiğine, unutulduğuna ve hatta bu dönemde yaşamış olsaydı düşmanları tarafından eylemlerinin provokasyon olarak nitelendirileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.

Çünkü Mekke öyle bir darboğazdı ki, söylenen küçük bir sözle analardan emilen sütler tabiri yerindeyse adamın burnundan getirilirdi. Böyle bir ortamda hep başkaldıran, fikirsel olarak net bir duruş sergileyen, tağut ve değerlerini reddeden bir lider profili vardır. Yaşanılan nice zulümlere rağmen Ebu Talib'e rica minnet aracı olmasını istemelerine rağmen Efendimiz(a.s.v), zerre miskal bir adım dahi geri atmadı. Eşini kaybetti, malını kaybetti, yarenlerini kaybetti, açlık ve yokluk çekti, ama yine de müşrikleri inadına rahatsız edip durdu.

Bundan dolayı adını çıkardılar, bizi kışkırtıyor dediler, kardeşi kardeşe kırdırıyor, babayı evlada düşman ediyor deyip, fitneci olarak etiketlediler. Atalarımızın beynini ve inancını hafife alıyor, dediler.

Soruyorum bir iki gencin sessiz ve sedasız elinde tuttuğu bir pankarta provokasyon diye etiket vuranlar, sizce bugün yaşasaydı ve Mekke'deki gibi hareket etseydi sizce efendilerine ne derlerdi?

Elbette provokasyon demezlerdi. Çünkü onlar da yanılgı içinde olduklarını anlayıp peygamberlerine kendilerini siper ederlerdi. En azından öyle umuyorum.

Diğer taraftan; Ebu Zer(r.a) hakkı haykırdı, linç yedi. Efendimiz onu kınamadı. Abdullah b. Mesud "Errahman" diye haykırdı ve bilinçli olarak müşrikleri rahatsız etti, linç yedi. Efendimiz yine bir şey demedi. Çünkü o gençlerin yapılarını ve davayı çok iyi okuyan bir liderdi.

Şimdi, Efendimizin ve İslam davasının bu çağın Muhammedilerine, Ebu Zerlerine ve Abdullah b. Mesudlarına karşı mahallenin rahatsız olmasından daha çok siz rahatsızlık duyup, sindirmeye çalışıyor ve linç ediyorsunuz. Oldu mu? Kendinize bunu nasıl yakıştırırsınız?

Evet! Provokasyon yapıyoruz. Sizleri kışkırtıyor ve tahrik ediyoruz. Tepki vermeye davet ediyoruz. Siz alimler sustukça, sokaklarımızda başka eller hakim olacak. Bizi bizden olmayanlar temsil edecek. Gençlik sermayeniz bir bir eriyecektir. Kuşkunuz olmasın.

Selam ve dua ile