Nisan ayı geldiğinde bu coğrafyanın üzerine sadece bahar yağmurları düşmez; toprağa bereket, ruhlara ise tatlı bir muştu düşer. Şehirlerin meydanları dar gelir sevdalılara. Sokaklardan yükselen salavat sesleri, modern dünyanın gürültüsünü bastırır ve bize bir gerçeği hatırlatır: Bu ümmetin kalbi hâlâ O’nunla (sav) atıyor. Bu ümmet hala O’nu özlüyor. Bu ümmet hala O’nu izliyor.
Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın yıllardır bir gelenek haline getirdiği Mevlid-i Nebi etkinlikleri, sadece kalabalıkların toplandığı birer organizasyon değil; uyumuş vicdanların uyanışı, paslanmış kalplerin cilasıdır. Her yıl bir nakış gibi işlenen temalarla, O’nun hayatından bir parça günümüze taşınır. Kimi zaman adaletiyle silkeleniriz, kimi zaman merhametiyle onarılırız. Kimi zaman cihadı ile diriliriz.
Peki, nedir bu milyonları meydanlara döken sır?
Cevabı çok net: İman. Çünkü biz biliyoruz ki Peygamber sevgisi, imanın tam merkezindedir. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuyor muydu:
"Sizden birinize ben; annesinden, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça, o kimse tam iman etmiş olmaz." (Buhari)
İşte o meydanları hıncahınç dolduran yaşlı amcanın gözyaşı, gençlerin coşkulu tekbirleri ve çocukların ellerindeki "Gül" pankartları bu hadisin ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu, bir halkın "Anam babam sana feda olsun ya Resulullah!" diyen sadakat tescilidir.
Ancak mesele sadece sevmekle bitmiyor. Sevgi, beraberinde büyük bir sorumluluğu; yani ittibayı getirir. Kur'an-ı Kerim bu çizgiyi çok net çizer:
"De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin..." (Âl-i İmran, 31)
Bu ayet-i kerime bize şunu fısıldıyor: Allah’a giden yol, O’nun (sav) izinden geçer. O’nun gibi dosdoğru bir tüccar, O’nun gibi şefkatli bir baba, O’nun gibi adil bir yönetici ve O’nun gibi vakur bir duruş sergilemeden iddia edilen sevgi, yarım kalmış bir sevgidir. Bu sevgi ispat ister. İspat da O’na uymaktır, O’nun gibi yaşamaktır.
Vakfın her yıl titizlikle seçtiği temalar, aslında bize kaybettiğimiz pusulayı yeniden veriyor. Toplumun ahlaki erozyona uğradığı, bencilliğin zirve yaptığı bir çağda; sünneti ihya etmek, insanlığın tek kurtuluş reçetesidir. Rabbimiz, "Andolsun ki, Resulullah’ta sizin için güzel bir örnek vardır" (Ahzâb, 21) buyururken, bizi bu nurlu yola, yani Üsve-i Hasene’ye davet ediyor.
Nisan ayı, bizim için bir takvim yaprağından fazlasıdır; bir ahitleşme vaktidir. Meydanlarda omuz omuza duran binlerce insan; dili, ırkı, rengi ne olursa olsun "Kişi sevdiğiyle beraberdir" (Müslim) müjdesine nail olmak için oradadır.
Ne mutlu o meydanlarda Peygamber aşkıyla terleyenlere... Ne mutlu O’nun sünnetini kendine azık edinenlere...
Gönlünüzden Peygamber sevdası, yolunuzdan sünnet-i seniyye hiç eksik olmasın.