Binlerce Filistinli İdam Sehpasına Doğru…

Abone Ol

Şu an inanılmaz ağır işkenceler altında tutulan Filistinliler, idam edilme ile karşı karşıyadır. Bunların arasında kadın, çocuk ve ihtiyarlar da var. Çoğu ağır işkenceler, tıbbi ihmaller ve aç bırakmadan dolayı zaten hastalar. Her gün ağır işkencelerden geçiriliyorlar. İnsanlık ve uluslararası teamüller ayaklar altına alınmaktadır. Günümüzde yeryüzünün en kötü zindanlarında büyük bir zulüm altında ezilmektedirler. Şimdi de bu ağır işkencelerden sonra, önce Filistinli mazlumların organları alınacak sonra da idam edileceklerdir. İşte planlanan budur. Bu korkunç vahşet süreci söz konusu iken, insanlık sağır edici bir suskunluğun pençesinde.

Aslında, insanlık vicdanı ve Müslümanların imanı büyük bir imtihan ile karşı karşıya.

Bu Filistinli Müslümanların idamı engellenemez ise kıyamete kadar tarihe kara bir leke olarak geçecek ve bu asırda bunu engelleme adına hiç bir şey yapmayanlar lanet ile anılacaktır.

İdamı bekleyen Filistinli mahkûmların sesi olmak, yalnızca siyasi bir tutum değil; her şeyden önce vicdani ve insani bir sorumluluktur. Dünyanın neresinde olursa olsun, adil yargılanma hakkından mahrum bırakılan, işkence gölgesinde tutulan ve ölüm cezasının gölgesinde yaşamaya zorlanan insanların feryadına kulak vermek, insan olmanın gereğidir. Bugün Filistinli mahkûmlar meselesi de tam olarak böylesi bir vicdan sınavıdır.

Yıllardır çatışmaların, işgallerin, kuşatmaların ve siyasi gerilimlerin merkezinde kalan Filistin topraklarında binlerce insan işgal zindanlarında tutuluyor. Aralarında kadınların, çocukların, yaşlıların ve sağlık sorunları yaşayanların bulunduğu bu insanların önemli bir kısmı, uluslararası hukuk çevrelerinde de mahkûm edilen uygulamalara maruz kaldıklarını dile getiriyor. Bazıları hakkında kesinleşmiş hükümler bulunurken, bazıları ise uzun süreler boyunca belirsizlik içinde bekletiliyor. Şimdi ise büyük bir kısmı için idam cezası tartışmaları gündemde tutuluyor. Bu tablo, insan hakları açısından sözün bittiği yerdir.

Bir esirin kimliği, siyasi görüşü ya da aidiyeti ne olursa olsun, temel hakları vardır. Adil yargılanma hakkı, savunma hakkı, insan onuruna uygun muamele görme hakkı ve yaşam hakkı bunların başında gelir. Eğer dünya, bu hakları sadece güçlüler için savunursa, adalet kavramı içi boş bir slogandan öteye geçemez. Riyakar dünya burada sınıfta kalmıştır.

Bugün Filistinli mahkûmların sesi olmak demek, hukukun üstünlüğünü savunmaktır. Çünkü hukuk, öfkenin değil hakkaniyetin dili olmalıdır. İdam cezası geri dönüşü olmayan bir uygulamadır; yanlış bir kararın telafisi yoktur.

Uluslararası toplumun, insan hakları kuruluşlarının, hukukçuların ve vicdan sahibi herkesin bu konuda ses yükseltmesi gerekir. Sessizlik çoğu zaman tarafsızlık değildir; sessizlik, güçlü olanın elini rahatlatır. Eğer bugün haksızlığa uğrayanların çığlığı duyulmazsa, yarın başka coğrafyalarda başka mazlumların feryadı da karşılıksız kalacaktır.

Gazetecilere, yazarlara, kanaat önderlerine de büyük görev düşüyor. Kamuoyunu bilgilendirmek, adalet çağrısını büyütmek ve insan hayatının siyaset üstü bir değer olduğunu hatırlatmak gerekir.

Filistinli mahkûmlar için talep edilen şey ayrıcalık değil; evrensel hukukun herkes için işletilmesidir. İdamı bekleyen insanların sesi olmak, aslında insanlığın ortak vicdanını savunmaktır. Çünkü bir yerde adalet ölürse, başka yerler de özgürlük yaşayamaz.

Ey idareciler, ey komutanlar, ey alimler, ey aydınlar, ey gazeteciler, ey sinesinde yürek taşıyan onur sahibi insanlar…

Bugün değil ise ne zaman?

Binlerce mazlumun idamı, hepinizin diri diri toprağa gömülmesi demektir.

Mazlumların çok vahşice dar ağaçlarına gönderildiği bir zeminde, eğer zalimlerin ayakları altındaki toprak ateşe verilmiyorsa, gök kubbe tepelerine parça parça düşmüyor ise aldığımız nefes neye yarar?