Mekanik bir müdahaleye gerek duymadan cüzdanları koruyan bu sistem, aynı zamanda metropolün havasını koruyan doğa dostu bir yaklaşım sunuyor.
Megakentin Kargaşasında Yatan O Gizemli Delik
Lastik hava seviyeleri, İstanbullu sürücülerin bakım rutinlerinde çoğunlukla arka planda kalıyor. Fabrika verilerinin altındaki basınçla yola tutunmaya çalışan tekerlekler, yerle olan sürtünme katsayısını artırarak ciddi bir yuvarlanma direncine sahne oluyor. Araç motoru, söz konusu fiziksel engeli aşmak için normal kapasitesinin üzerine çıkarak daha çok güç üretiyor ve bu durum depodan çekilen yakıt miktarını hızla katlıyor. Aracın sol kapı direğinde veya yakıt kapağında yer alan doğru hava basıncı değerlerinin her daim korunması gerekiyor. Uzman isimler, ayda bir periyotlarla ve mutlaka lastikler soğuk konumdayken bu değerlerin kontrol edilmesini istiyor. Sağlanan doğru basınç sayesinde yalnızca bütçe korunmuyor, tekerleklerin yıpranma hızı düşürülerek kalabalık trafikteki sürüş güvenliği de güvence altına alınıyor.
Dur-Kalk Trafikte Fırlayan Maliyetleri Dizginlemek
İstanbul caddelerindeki agresif şoförlük, yakıt bütçesinin hızla erimesindeki en temel faktör olarak karşımıza çıkıyor. Araçları yüksek devirlerde bağırtmak, ışıklarda aniden fırlamak ve peşi sıra gelen panik frenlemeleri, motorun aşırı miktarda benzin veya dizel tüketmesine ortam hazırlıyor. Bunun önüne geçmek adına yolu önceden süzen bir dikkat gerekiyor. İleride trafiğin kitlendiğini fark edince ayağı gazdan çekip aracı serbest salınıma bırakmak büyük avantaj yaratıyor. Dur-kalk esnasında gaza hassas dokunuşlar yapmak ve vites geçişlerini ideal aralıkta tutmak, metropol trafiğindeki tüketim oranını yüzde 15 ile yüzde 20 bandında aşağı çekebiliyor. Karbon ayak izinin azaltılmasına da destek olan bu stressiz sürüş modeli, tasarrufun kontağı çevrilmeden evvel başladığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Çevreci ve ekonomik bu tavır, İstanbul trafiğinde adeta bir hayatta kalma rehberi niteliği taşıyor