BATI’NIN İFLASI: EPSTEİN

Abone Ol

Kur’an ve tarih, Epstein olayına benzer iki olayı kayıt altına almıştır: Sodom, Gomore ve Pompei.

Kur’an’da helak edilen kavimlerin dile getirilmesinin esas esprilerinden biri, yaşananlardan ders çıkarmaktır. Tarih de aynı görevi görüyor. Yani geçmişten ders çıkarmak, geleceğe yön vermek.

Aslında Hz. Lût, Hz. İbrahim ile birlikte hicret etmişti. Fakat Allah, onu Sodom ve Gomore çevresine nebi olarak görevlendirdi. Çünkü bu şehirlerde Kur’an’ın ifadesiyle “Daha önce kimsenin yapmadığı iğrenç/çirkin (fahşa) bir fiil” (A’râf, 80) gerçekleştiriliyordu.

İşlenen fahşa öyle çirkin bir davranıştır ki, bahsettiğimiz iki şehrin bugün bile dünyanın en alçak noktasında bulundukları belirtilir. Çünkü Lût Gölü’nün bulunduğu mevkide olduğu iddia edilen bu şehir halkları, halihazırda üzerinde dalga bile oluşmayan, tuz oranından dolayı içinde canlı barındırmayan bir su kaynağının altında veya civarındadırlar ve burası deniz seviyesinden 400 metre aşağıdadır. Yani ibretlik akıbetlerini görmeye devam ediyoruz.

Pompei ise İtalya’da bir yer. Sodom ve Gomore halkları ile aynı fahşayı işliyorlardı. Onların üzerlerine yağan volkan külleri adeta şehri, ileri tarihlerde sergileyecek ve iğrenç hallerini insanlığa ibret olarak sunacak bir müzeye dönüştürdü.

Çünkü bulundukları hal üzere donup kaldılar. Şehre dökülen küller, Pompei halkını sarıp sarmaladı. İnsanlar kirece dönüştü ama öylece heykel gibi dondular. Sanki gelecek nesillere, ibretlik bir belgesel izlettirecek mekâna dönüştüler.

Günümüzde helak kavramı, teknolojik bir duruma dönüşmüş durumdadır. Aslında Epstein olayı teknolojik bir afettir. Mesele ders ve ibret almaksa, şu son günlerde yayımlanan görüntü, belge ve bilgilerden öyle büyük dersler alınıyor ki, adeta helakin günümüz versiyonunu izliyoruz.

Eskiden batılılar ne kadar da cici idi. Onların ürettiği mallar kaliteli idi. Mamullerini satıyor, akşam maçlarını stadyumlarda ince ince yağan bir kar altında seyrediyor, bu arada biralarını yudumluyorlardı.

Avrupa’nın her tarafında festivaller vardı. İnsanlar bu festivallerde alış-veriş yapıyor, bu arada eğleniyorlardı.

Saçları sarı, gözleri mavi idi. Bebekleri kalemle çizilmiş gibi güzeldi. Marketlerdeki raflarda her türlü ürünü satın alma imkânı vardı. Ormanlar yeşil, parklar cıvıl cıvıl, nehirler akıyor, göllerdeki balıklar vızır vızırdı. Yani bir yer yüzü cenneti oluşturmuşlardı.

Biliyorum, bütün bunları doğu veya müstemleke halklarının kanı üzerine bina etmişlerdi. Ancak bu durum anlaşılamıyordu. Batı’nın ışıklı hayatı gözleri kamaştırıyor, kimse işin esasına bakmıyordu.

Fakat kurban olduğum teknoloji gelişti. Trump imdadımıza yetişti. Her şey yavaş yavaş gün yüzüne çıktı. Meğer durum çok farklı imiş. Meğer bir de görmediğimiz Batı varmış.

Örneğin; bizlere cici görünen yıldızlar, kaçırılmış bir bebeğin kanını kendi vücuduna şırınga etmekten çekinmiyorlarmış. Böylece daha dinç ve genç kalabiliyorlarmış.

Meğer savaş, deprem, afet gibi durumlardan istifade ile, bir başka ülkenin küçücük çocuklarını kaçırıp, bir adada hapsederek iğrenç emellerine alet edebiliyorlarmış.

Meğer lityuma ihtiyaçları olduğunda; bir ülkeyi işgal ederek, bombalayarak veya liderini kaçırarak istediklerini alabiliyorlarmış.

Aslında bu meğerleri arttırabilirim. Fakat teknoloji ve Trump sayesinde artık her şeyi açık seçik görebiliyoruz.

Teknoloji ve Trump’tan önce Batı’nın bir felsefesi vardı. Ama o felsefe yerle yeksan olmuş durumdadır. Çünkü inandıklarını beyan ettikleri değerlerin hepsini, dünyanın mazlum coğrafyalarında yediler. Teknoloji ve Trump, bu çelişkileri ayan beyan orta yere serdiler. Artık o ışıltılı dünyalarının arkasındaki fahşa net olarak görülebiliyor.

En son Epstein, Batı’nın iflas bayrağını çekti.