Basit Mantığa Muhalefet Etmek

Abone Ol

İnsanın zihinsel gelişimi, yaşamının ilk yıllarından itibaren yaptığı basit karşılaştırmalar ile başlar. Kişi etrafında gördüğü birey veya nesneleri birer şema olarak zihnine yerleştirir. Sonrasında da onlar arasında basit mukayeseler yaparak öğrenmeyi deneyimler. Şemalar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar yoluyla da muhakeme yapmayı, özelden özele akıl yürütmeyi öğrenir. İleri mantık ilminin de temelini oluşturan bu basit yöntem, insanın hayatı boyunca aldığı kararlarda etkili olur. Her ne kadar ilerleyen yıllarda insanoğlu soyut düşünme, meta-bilişsel düşünme ve hipotetik düşünme gibi üst düzey zihinsel beceriler geliştirse de özellikle karar verme süreçlerinde zorlukların yaşandığı dönemlerde, kişi bu basit kıyas/muhakeme mantığına yönelme eğiliminde olur.

Hiç şüphesiz Müslümanlar olarak yine kafamızın bulandığı, karar verme süreçlerimizin hırpalandığı bir dönemden geçiyoruz. ABD – israil koalisyonunun İran’a saldırıları ile birlikte yeniden Müslümanca düşünme üzerine krizler yaşıyoruz. Bir tarafta orantısız bir güç ile karşı karşıya kalan Müslüman bir halk, acımasızca katledilen küçücük kızlar ve nihayetinde bizim doğal feryadımız, tepkimiz. Diğer taraftan mezhebi/siyasi farklılıklardan dolayı bizleri temkinli davranmaya zorlayan tarihi tecrübeler. Hal böyle olunca, mevzunun bu iki farklı odak noktasında bulunanlar kendi bakış açılarının haklılığı için gerçek ve sanal alemlerde canhıraşane bir mücadele vermektedirler. Böylece bir kez daha cedel bağrışmaları kılıçtan geçirilenlerin seslerini bastırabilecek düzeye gelmektedir.

İşte böylesi bir ortamı temaşa eden sıradan bir Müslüman zihni doğal olarak basit mantık ilkesine yönelmektedir. Böylece bu Müslüman zihin, ardı ardına şu basit soruların peşine düşmekte, bunlar için cevaplar bulmaya çalışmaktadır: Buna göre, ABD ve israil zalim ve müstekbir güçler midir? İran bunlara boyun eğmediği için mi hedef alınmaktadır? Gazze’de iki buçuk yıldır süregelen soykırımda bu müstekbir güçlerin ve İran’ın konumu nedir? İran, Filistin direnişine yardım etmiş midir? Ve nihayetinde, İran’da katledilen insanlar kimlerdir? Hiç şüphesiz bu soruların cevapları neredeyse kişiden kişiye değişmeyecek şekilde açıktır. Bu nedenle bu sorulara verilen cevaplar sıradan Müslüman zihnini İran’ın yanında konumlanmaya mecbur bırakmaktadır.

Hem böylesi bir sonucun ortaya çıkması hiç de sürpriz sayılabilecek bir şey değildir. Belki de “Bu ümmetin vicdanı zulüm üzere birleşmez!” yaklaşımının bir gereğidir. Çünkü ana cadde üzerindeki Müslümanların kamu vicdanı, yargısını “common sense – ortak akıl” üzerine bina etmektedir. Bu ortak akıl da hiç şüphesiz mantığın temel ilkelerini dikkate alarak vücuda gelmektedir. Bundan dolayı bu basit mantığa muhalefet etmek ve ısrarla mezhebi ve siyasi meseleleri gündem etmek belki de en çok sahibinin sözünün yere düşmesine neden olmaktadır. Hele hele savaşın taraflarını alayvari bir biçimde eşitleyerek “tarafları itidale çağırıyoruz” gibi ifadeler, ümmetin büyük çoğunluğu için kabul edilebilecek düzeyde değildir.

Bununla birlikte basit mukayeseli mantığın umumu temsil ettiği gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Bundan dolayı bir kısım Müslümanın ileri düzey bilişsel beceriler ile iştigali de gereklidir. Örneğin, tarihi tecrübeler ışığında ana akım Müslüman dünyadaki lider ve otorite boşlukları ehli olanlarca derinlemesine incelenmelidir. Yine sosyolojik veri ve bulgular ışığında varsayımsal düşünme pratikleri oluşturulmalı. Lakin bütün bunlar yapılırken ısrarla şuna dikkat edilmelidir: Basit mantığa muhalefet etmekten kaçınmak. Böylece Müslümanların kamu vicdanı ile ters düşülmeyecek ve Müslümanlar arası bir tahribata sebebiyet verilmeyecektir.