Herhangi bir işin değer kazanması, karşılık bulması ve manevi bir destek bulması için, o işin kati surette Allah için olması gerekir. Allah için olmayan bir işin dünyevi bir karşılığı olsa da uhrevi bir karşılığı yoktur. Maddi bir karşılığı olsa da manevi bir karşılığı yoktur. 'Ameller niyetlere göredir. Kişiye niyet ettiği şeyin karşılığı vardır' (Müslim, İmare, 155) hadisi şerifi apaçık bunu ortaya koymaktadır.
Allah için olmayan bir amelin misali, başsız beden gibidir. Köksüz ağaç gibidir. Çöldeki serap, rüzgarda savrulan toz ve ğubar gibidir. Boşa salınan kürek, altı delik kese gibidir.
Niyetler halis, ameller Allah rızası için olduktan sonra, yapılacak işte başarılı olmanın yegane sırrı istişaredir. İstişarede bereket vardır, rahmet vardır, güç ve kuvvet vardır. İstişare edilen işte beraberlik vardır. Muhalif seslerin kısılması, itirazların önüne geçilmesi, işe el birliği ile sarılması vardır. Allah (c.c.): 'İşlerinde onlarla istişare et' (Âl-i İmran, 3/159) buyurmaktadır. Fakat istişarede kişinin görüşünde ısrar etmemesi, kendi görüşünü doğru olan tek görüş olarak görmemesi, karar alındıktan sonra neden benim görüşüme göre hareket edilmedi itiraz ve karşı çıkmalara gidilmemesi esastır.
Bedir savaşından sonra alınan esirlere ne yapılacağı konusunda Allah'ın Resûlü (salallahu aleyhi ve sellem) ve Hz. Ebû Bekir (radiyallahu anh), esirlerin karşılığında fidye alma görüşünü savunmuş, Hz. Ömer (radiyallahu anh) ise öldürülmeleri görüşünü savunmuştu. Esirlerden fidye alınarak serbest bırakılmalarından sonra, diğer gün Allah (c.c.): 'Orada gerekli temizliği yapıp hakimiyeti kuruncaya kadar bir Peygamber'in esirler edinmesi doğru değildir. Siz geçici dünya metaını istiyorsunuz. Allah ise ahireti istiyor. Allah izzet ve hikmet sahibidir. Allah'ın daha önce yazılmış bir hükmü olmasaydı elde ettiğiniz menfaat sebebiyle size büyük bir azap dokunurdu.' (Enfal, 8/67-68) ayetlerini indirdi.
Bu ayetlerin indirilmesinden sonra Hz. Ömer (radiyallahu anh) şöyle diyor: 'Yanlarına geldiğimde Allah'ın Resûlü (salallahu aleyhi ve sellem) ve Hz. Ebû Bekir'i (radiyallahu anh) beraber oturup ağlarken gördüm. Sebebini sorduğumda, Allah'ın Resûlü (salallahu aleyhi ve sellem): 'Arkadaşlarının fidye sebebiyle başıma getirdikleri yüzünden azabı şu ağaç kadar kendime yakın gördüm' buyurdu.' (Müslim, Cihad, 58)
Hz. Ömer (radiyallahu anh), ayet görüşüne muvafık inmesine rağmen Allah'ın Resûlü ve Hz. Ebû Bekir'e (radiyallahu anh) incitici en ufak bir şey söylememiş. 'Bakın benim görüşüm nasıl da doğru çıktı' deyip onları ayıplamamıştır. İşte bu istişarenin adabıdır.
İhlas ile istişare edip bir karara varıldıktan sonra, artık o iş için azmedip bütün gayret ve kararlılıkla, çıkan kararı el birliğiyle uygulamak gerekir. Kararı eleştirip uygulamaktan geri durmak, bu konuda gevşeklik ve tembellik etmek müminin şanı değildir.
İstişareden çıkan karar bütün gayret ve azimle, el birliği ile ekip halinde uygulandıktan sonra, işin neticesini Allah'a havale etmek ve başarıyı Allah'tan beklemek gerekir. Başarıyı verecek olan Allah'tır. Mükafat ve karşılığı verecek olan da O'dur.
'Bir kere azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever.' (Âl-i İmran, 3/159)
Mevlam amelleri Allah için olan başarılı kullarından eylesin. Âmin.