Ayakta Kalan Kim Olacak, Dağılan Kim?

Abone Ol

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cuma hutbesi okurken, Medine’ye bir ticaret kervanının ulaştığını ilan eden sesler duyuldu. O dönemde kıtlık yaşandığı için kervanın gelişi büyük bir heyecanla bekleniyordu. Bu sesleri duyan cemaatin önemli bir kısmı, o anda ibadet halinde olduklarını unutarak yerlerinden kalktı ve kervana doğru koştu; mescitte ise sadece birkaç kişi kaldı.

Bunun üzerine “Onlar bir ticaret veya eğlence görünce ona yönelip seni ayakta bırakıverdiler…” (Cuma, 11) hakikati nazil oldu.

Bu ayet, yalnızca bir cuma günü yaşanmış kısa bir dağılmayı anlatmaz; insanın dünya karşısındaki kadim zaafını bütün haliyle ortaya koyar. Göz oraya kayınca, kalp peşinden sürüklenir. Kulak duyunca zihin oraya koşar. Dünya böyledir. Yani Peygamber ayakta kalır, insanlar dağılır.

Oysa insan, değer verdiği şeyi yarı yolda bırakmaz. Eğer çağrı yarı yolda kaldıysa, demek ki öncelik listesi çoktan değişmiştir.

Biz neyin etrafında toplanıyor, neyin duyulmasıyla dağılıyoruz? Hakikat konuşulurken yerimizde durabiliyor muyuz, yoksa ilk “fırsat” sesinde yön mü değiştiriyoruz?

Artık kervanlar çan sesiyle gelmiyor; ekranlarla, vitrinlerle, unvanlarla geliyor. Ticaret, sadece geçim vasıtası değil, kimlik belirleyicisi hâline gelmiş durumda. “Ne iş yapıyorsun?” sorusu, “kimsin?” sorusunun yerine geçti.

İslam, Müslüman’dan dünyadan elini çekmesini istemez; ama dünyanın, Müslüman’ın kalbine taht kurmasına da razı olmaz. Sorun çalışmak değil, çalışırken unutmak. Sorun kazanmak değil, kazanırken kaybetmek.

Dünyanın kalbi işgal etmesine izin verilirse, insan fark etmeden Peygamber’i ayakta bırakır. Ve o an kaybedilen şey, bir ticaret değil; bir duruştur.

Ayet devam ederken kalbi silkeler:
“De ki: Allah’ın nezdinde olan, eğlenceden de ticaretten de üstündür.”
Bu, dünya sevgisine karşı kalbe konmuş bir ölçüdür. “Bak” der, “koştuğun şey geçici; ayakta bıraktığın şey ebedî.”

Hakikat ayakta dururken sen nerede duruyorsun?
Dava çağırdığında neyi tercih ediyorsun?

Menfaat çağırdığında, vefanı koruyabiliyor musun?
Ve en önemlisi: Başladığın yolda, sonuna kadar sebat ediyor musun?

Unutma,

Peygamber ayakta bırakılmaz.
Dava zorlaştığında terk edilmez.
Mücadele uzadığında bırakılmaz.

İslam, gelip geçici bir heyecan değil; ömür boyu taşınacak bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluğu taşıyabilenler, dünyayı kazansın ya da kaybetsin, Allah katında asıl kazananlardır.