Yaklaşık altmış yıl önce, daha iyi bir hayat umuduyla Avrupa’ya işçi olarak giden ilk nesil Müslümanlar, geride bıraktıkları toprakların hasretini yüreklerinde taşırken, çocuklarının geleceği için de derin bir endişe içindeydiler. Bu endişe, aradan geçen onca zamana rağmen tam anlamıyla ortadan kalkmış değildir.
Aksine, Avrupa’da ahlaki yozlaşmanın artması ve gençlerin inanç ve değerlerinden uzaklaşarak ateizme yönelmesi, Müslüman gençlik için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Dolayısıyla değişen şartlar ve hızla dönüşen toplum yapısı, bu kaygıları daha da görünür hâle getirmiştir.
O yıllarda bu endişelere kısmen de olsa cevap veren önemli isimlerden biri merhum Necmettin Erbakan hocaydı. Onun öncülüğünde Avrupa’nın birçok ülkesinde “Milli Görüş” adı altında yürütülen çalışmalar, Müslüman topluluklar için bir nefes olmuştur. Özellikle cami merkezli faaliyetler, sadece ibadet edilen mekânlar olmanın ötesine geçerek birer eğitim, kültür ve kimlik koruma merkezi hâline gelmiştir.
Bu gayretlerin hakkını teslim etmek gerekir. Bugün hâlâ Avrupa’da bu mirastan beslenen yapılar, o dönemin emeğini taşımaya devam etmektedir.
Ancak gelinen noktada Müslüman ailelerin kaygıları yeniden artmış durumdadır. Avrupa’da büyüyen gençlerin zamanla kendi değerlerinden ve kültürel köklerinden uzaklaştığına dair güçlü bir kanaat oluşmuştur. Seküler düşüncenin ve bireyci hayat tarzının etkisiyle birçok genç, farkında olmadan bu akıma kapılmakta; kısa süre sonra ise bu yabancılaşma içinde zihnen, ruhen ve fikren kaybolma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu tablo karşısında yapılması gereken açıktır: Gençleri kaybetmemek için ailelere ve İslami camialara büyük sorumluluk düşmektedir. Sadece nasihatle değil; güçlü eğitim programları, sağlıklı rol modeller ve gençlerin dilini anlayan yaklaşımlarla onların yanında olunmalıdır. Kimlik bilinci, ancak yaşanarak ve hissettirilerek aktarılabilir.
Son yıllarda Avrupa’nın birçok ülkesinde faaliyet gösteren ve merkezi Almanya’da bulunan UMID (Almanya ve Avrupa Müslüman Topluluklar Birliği) gibi sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları bu açıdan dikkat çekicidir. Özellikle gençlerin ahlaki ve manevi değerlerini yaşama ve yaşatma yönünde ortaya koydukları çabalar, umut verici bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.
İnanıyorum ki bu tür çalışmalar, Avrupa’daki Müslüman ailelerin ve gençlerin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretme noktasında önemli katkılar sağlayacaktır. Gençliğe umut olan her adım, aslında geleceğe atılmış sağlam bir temeldir.
Unutulmamalıdır ki gençler, geleceğin teminatı ve toplumun temelidir. Bu nedenle, temeli sağlam ve güvenilir hâle getirmek için kimliğini koruyabilen bir gençlik yetiştirmek gerekir. Böyle bir gençlik, sadece kendi toplumunun değil, yaşadığı toplumun da vicdanı ve dengesi olacaktır.
Rabbim bizleri ve gençlerimizi korusun. Allah’a emanet olunuz.