Türkiye’de son yıllarda Arapça tabelalar üzerinden yoğun bir siyasi ve toplumsal tartışma yürütüldü. Adana ve Hatay’da bazı belediyeler Arapça tabelaları “görüntü kirliliği” gerekçesiyle kaldırdı. 31 Mart seçimlerinin ardından Nevşehir Belediye Başkanı Rasim Arı’nın ilk talimatlarından biri de şehirdeki Arapça tabelalara yönelik denetim başlatılması oldu; zabıta ekipleri sahaya çıktı.

Tartışmalar sadece yerel uygulamalarla sınırlı kalmadı. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Hatay Reyhanlı’daki Mahmut Ekmen Caddesi’ni örnek göstererek, “Burada esnafın yüzde 90’ı Suriyeli olmuş, tabelalar Arapça… Gelecek yıllarda Türkiye’nin nasıl bir şekil alacağının canlı örneği. Buna izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Ekran ünlüsü Gülben Ergen ise sosyal medya paylaşımında, “Avrupa’da, Amerika’da, Japonya’da hiç Türkçe tabela görmedim. Bizde neden Arapça tabelalar var?” diyerek ırkçı tutuma dahil oldu.

Bu söylemlerde dikkat çeken unsur, Arapça tabelaların yalnızca “yabancı dil” bağlamında değil, kimlik ve kültürel dönüşüm tartışmaları içinde konumlandırılması oldu. Ancak kamuoyunda şu soru da soruluyor; Eğer mesele ilkesel olarak yabancı dil kullanımıysa, İngilizce ve Fransızca, Rusça tabelalara neden benzer bir tepki gösterilmiyor?

Türkiye’nin büyük şehirlerinde AVM’lerden kafelere kadar İngilizce isimli işletmeler yaygınken, bu durum genellikle “küreselleşme” veya “markalaşma” olarak görülüyor. Arapça söz konusu olduğunda ise tartışma daha sert ve kimlik eksenli bir zemine kayıyor. Bu durum, tepkilerin dilin İslam dünyasıyla özdeşleştirilmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusunu gündeme getiriyor.

Tam da bu atmosferde Halep’ten gelen bir görüntü dikkat çekti. Türkiye’de uzun süre yaşamış bir Suriyeli esnaf, ülkesine döndükten sonra iş yerini “Bursa Cafe” adıyla açtı. Tabelası Türkçeydi. Türkiye ve Suriye bayraklarını yan yana asarak “Biz kardeşiz” mesajı verdi.

Halep’teki “Bursa Cafe”, tabelalar üzerinden yürütülen ayrıştırıcı siyasete sahadan verilmiş sembolik bir cevap niteliğinde.

Muhabir: Mehmet Yaman