Bu dünya ahlaklılar ve ahlaksızların mücadele alanıdır. Din, hayatı belirli bir ahlak çerçevesinde düzenleyen boyuttur. Kalem Süresi 4. ayette geçen “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” ve Peygamber aleyhi selamın “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” Hadisi hak ile batıl mücadelesinin ana ekseni olarak ‘ahlakı’ işaret eder. 

Korona musibetinin bir felaket olarak başımızda döndüğü bu günlerde gafil ve nefse köle insanların ibret almasını ve tövbe ile halini düzeltmesini umuyorduk. Oysa küfür, inkâr ve ahlaksızlığı azık edinenler inkârcı ataları ve ahlaksız ağababaları gibi ‘asluhu ve nesluhu’ çerçevesinde hiç değişmeyeceklerini bir kez daha cümle âleme gösterdiler.

Batının Müslüman toplumları ifsad projeleri çoktur. Bunlardan biri göstere göstere gelen ‘cinsi sapkınlıkları’ ‘cinsel tercih’ gibi gösterip meşrulaştırmadır. Bu projeleri, meşrulaştırmak için toplumun bir kesimi tarafından önemsenen kişi, yapıları ve kurumları öne sürerler. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, İstanbul Sözleşmesi, 6284 no.lu yasa gibi aile ve ahlak yapımıza dinamit olan bu yasaların arkasında bu meşrulaştırma için vardır. Kemalizm adına CHP, sol örgütler ve medya kanalları; HDPKK adına İHD ve yamanma arzulu barolar ve muhafazakâr kanatta ise Feminist kompleksli KADEM gibi dernekler…

Bu ahlaksız ve kudurgan yapılar Korona tedbirleri çerçevesinde Müslüman Mahallesinde Ramazan orucu spekülasyonları üzerinden salyangoz satamayacaklarını anladılar. NetFlix’te Ramazan’la birlikte yayına giren bir film ve DİB Başkanı Ali Erbaş’ın son hutbesi üzerinden saldırmaya başladılar. Sapkınlığı afişe edenler toplumsal tepkiyi ve DİB başkanının sözlerini görünce afalladılar. Ama çabuk toparlandılar. Ağızlarına pelesenk ettikleri ‘Kadın ve çocuk yaşta evlilik’ gibi sihirli(!) sözlerle Ali ERBAŞ’ı hedef tahtasına koydular. İHD ve Ankara Barosu, zurnanın zırt dediği yer olarak hemen belirdiler.

Onların hedefe koydukları bir DİB başkanı değildir. Onların hedefe koyduğu ve suç duyurusunda bulunduğu bire bir İslam ve Müslümanlardır. Çünkü okunan Allah’ın ayetidir. Ne demişti, DİB Başkanı Ali ERBAŞ “Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, Eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikâhsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim."

Ahlaksız karşı çıkışın “Şaşkınlığımız; sesi çağlar öncesinden gelen bu şahsın, bir devlet kurumunun başında oturup söylemini kutsal sayılan değerler üzerine inşa ederek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmesindeki kan kokan cüreti sebebiyledir." Sözleri düşmanlığın zımnen Hz. Peygamber aleyhi selama ve oradan Hz. Lut’a gittiği aşikârdır. Çünkü Lut aleyhi selamın kavmindeki sapkınlar da uyarılınca şunu söylemediler mi?

“Lut’u da gönderdik. Kavmine dedi ki; ‘Sizden önce âlemde hiç kimsenin yapmadığı o çirkinliğe mi geliyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere geliyorsunuz ha? Yok, siz bir azgınlar topluluğusunuz.’ Kavminin cevabı sadece şu oldu: ‘Onları kentinizden çıkarın. Çünkü onlar iyice temizlenecek insanlardır...” (Araf 7/80-84)

Bunlara Atatürk ‘eşcinseldi’ dersin zırt diye ve ‘eşcinsellik sapkınlıktır’ dersin yine zort diye yırtınırlar. Peki, gerçekten bunların derdi nedir?

Bunlar ‘gelenek, örf, din ve aile’yi ‘ayrımcı’ diye dışlamak, bir tehdit olarak lanse etmek ve neslin feminist ve LGBTİ anlayışına göre seküler, ahlaksız, hedonist, materyalist ve deist olmasını isterler. Bunlar Müslümanların ‘ahlak, iffet ve namus’ hassasiyetini bildikleri için fiili saldırı ve zulümleriyle beraber bel altı vuruşlarla ahlakı küçümseme, iffeti değersizleştirme ve namusu sıradanlaştırmaya çalışıyorlar.

Bu sebeple ‘akil, makul, ehil ve duyarlı’ her kişi ve kurum bu hayâsız akına karşı kadın ve erkek ayırdının fıtri boyutunu ortaya koymalı, bu farkın bir ayrışma ve ötekileş/tir/me sebebi değil ideal insan ve aileyi oluşturma vesilesi olduğunu delil ve verilerle ortaya koymalıdır. Ayrımcılık erkeği kadınlığa, kadını erkekliğe yaklaştırmakla ortadan kalkmaz. Ayrımcılık ve haksızlıklar TEC, Feminizm, LGBTİ gibi projelerle değil Müslüman toplumun ahlak ve değer yargılarının doğru bilinmesi ve uygulanması ile giderilir.

İstanbul sözleşmesi yırtılıp atılmadan, cinsiyet eşitliği eğitimler ortadan kaldırılmadan, televizyonda bu ahlaksızlıkları meşrulaştıran diziler son bulmadan ve ahlaklıları ‘yasa, eşitlik ve insan hakları’ gibi kavramlarla vurmaya çalışanlara etkili bir karşı çıkış olmadan bu meseleler çözülmez.

Yusuf ARİFOĞLU