Dünya nüfusunun yarısı kadındır. Diğer yarısını da kadın doğurmuş ve beslemiş, büyütmüştür. Bu boyutu ile insanlık yüzde yüz kadına endeksliyken; kadının söz sahibi ve etkin olma oranı, Müslüman toplumlar başta olmak üzere  sıfıra yakındır.

Bu dengesiz durumun olumsuz sonuçları kaçınılmazdır. Tarihsel süreçte, dindar erkek kesimin, bazen kör bir bağnazlığa kadar varan taassupları, bu durumun oluşumunda, en az kadının kendisini pasif bırakması kadar suçludur.

Nisbeten haklılık payı olan bir takım ahlaki endişeler, zamanla “pireye kızıp yorgan yakma” tavrına dönüşmüştür. Kadının eğitiminin önündeki kısmi olumsuzlukların giderilmesi ve alternatif tedbirlerin geliştirilmesi yerine, büyük bir hata ve tembel kolaycılığı üslübuyla; kadın hem eğitim sahasından hem de olması gereken kurumsal sorumluluk alanlarından bütünüyle çekilmiş adeta eve hapsedilmiştir. “Ev hanımı, eşittir Müslüman kadın” kabulü de, tutmamış, hatta tersi pratikler de sergilenmiştir.

Fakat ilginçtir ki bir şekilde fırsat bulup eğitimini tamamlayan ya da eğitim sürecinden sonra dindar bir yaşam tarzından yana tercih yapan bayanlar, Müslüman toplum tarafından hem büyük bir teveccühle karşılanmışlar, hem de kendilerini aşacak boyutta beklentiler içine girildiği de olmuştur. Belki de bu durumla ilintili olarak İslâmi kesimlere yöneltilen; “kimse kız çocuğunu okutmuyor, ama erkek çocuğu evlendirmeye gelince herkes okumuş arıyor” eleştirisi ile mevcut iç tutarsızlığa dikkat çekilmiştir.

Son otuz-kırk yılda, İran, Türkiye gibi bazı yerlerde bu eksiklik nisbeten giderilme yoluna gidilmişse de, İslâm âleminde halen Müslüman kadının eli kolu bağlı durumdadır. Bu konuda ilerlemiş görülen Türkiye gibi yerlerde bile dindar kızlar, tıp, mühendislik, diğer fen bilimleri, idari ve sosyal bilim alanlarından uzak tutuluyor. Zamanla bu durum da aşılacak. Fakat “geç kalmışlık” İslâm âleminin hesabına maliyet kaybı olarak işlenecektir... Müslüman kadının eğitim hakkını insiyatifine alan erkek kesim; medrese, imam hatip, ilahiyat hattında bir alanla bu işi sınırlı tutmaya çabalıyor. Aslında bu dar hat; bir yönüyle dar bir bakış açısının dışavurumudur. Çünkü söz konusu ettiğimiz ve aksiliğinden ızdırap duyduğumuz bu “eğitim eksikliği” sorunu, erkek kesimde de kadından çok ileri bir mesafede değildir. İnsan bilmediği bir şeyin düşmanıdır.

MÜSLÜMAN “ŞEPALLERİN” ERKEKLERİ MAHCUP ETME DÖNEMİ ARTIK GELMİŞTİR!

“Şepal” Kürtçe`de anne aslana (dişi aslan) denir.

Günümüz Müslüman kadını, iki sebepten dolayı çok acil olarak “eğitim hakkını” layıkıyla insiyatifine almak için harekete geçmeli ve dayanışmalıdırlar.

1-israil gibi bir İslâm düşmanı; “iki kadın pilotu ile” bütün İslâm dünyasını yerle yeksan edeceği tehdidini savuruyor. Müslüman erkek yapılanmaları birbirleri ile adeta iç savaş yaşıyorlar. O yüzden bu küffar tehdidini ve tehlikesini Müslüman “şepallere” şikâyet ve havale etmekten başka çare kalmıyor. Fakat onlar da bilmelidirler ki bu iş, evde çorba pişirmekle olmayacak. Hem kendilerinin alacağı nitelikli bir eğitim, hem de yetiştirecekleri vasıflı, donanımlı evlatları sayesinde olacak inşaallah.

2-Müslüman dindar kızlar, iffet hayâ ve takvaları ile üniversitelerin akademilerin, kamusal yaşam alanlarının, İslâm`ın yitirilmiş öz malı olduğunu hem Müslüman erkeklere hem de tüm dünyaya göstermelidirler. Bunu başarmak zorundadırlar. İnşaallah başaracaklardır da. Çünkü, bütün bu üniversiteler, sosyal kurumlar; halktan, bizlerden alınan vergilerle yapılıyor ve yaşatılıyor. Oralarda herkesten fazla Müslümanın hakkı var.

Dindar kızlarımız hem bu miras ve haklarına sahip çıkacaklardır. Hem de iffet, edep, hayâ ve takvalarını koruyarak alacakları nitelikli eğitimlerle, kendilerini eğitimsiz bırakanları MAHÇUP ve pişman edeceklerdir. Fakat Müslüman Şepaller şunu da daima hatırda tutmalıdırlar. “MÜSLÜMAN KADININ SESİ KISIK(düşük) AMA SÖZÜ YÜKSEK VE GÜÇLÜ ÇIKMALIDIR.” İslâmi çerçevesi de budur. Bu ümitle; Allaha emanetsiniz...