'İttihad-ı İslam' fikri Kur'anî bir projedir. Medine`de test edilip doğruluğu ispatlanmış gerçek bir proje. Bazılarının iddia ettiği gibi ‘İttihad-ı İslam` bir ütopya değildir. Kur'an, Müslümanların ayrılıp tefrikaya düşmemelerini ve hep beraber 'hablullah' (Allah'ın ipi) yani Kur'an`ın emir ve irşatlarına sarılmalarını net bir şekilde beyan ediyor. Demek oluyor ki ‘İslam Birliği` siyasi bir proje olmaktan öteye itikadi bir özelliğe sahip imani, İslami  bir meseledir de.

Hz. Peygamber Efendimiz(sav) de, bu konuda duyarlılığın zirvesinde olmuş, ümmetine de en çok bu konuda uyarılarda bulunmuştur. Kainattaki tevhidin, ahenk ve düzenin, insanlar alemindeki somutlaşmış hali olan ' birliğe' daima  vurgu yapmış, kabilecilik ve ırkçılığı birer 'cahiliyye' ve 'nifak' belirtisi saymıştır.

İslam alemi on yedinci asrın sonlarına kadar iyi-kötü bir birliğe ve dirliğe sahipti. Bu tarihlerden itibaren içeriden başlayıp bünyeyi kemiren dâhilî hastalıklarla beraber,  saldırıya geçen hâricî düşmanlar İslam aleminin birlik ve beraberliğini simgesi durumundaki kurumları ortadan kaldırdılar.

Yaklaşık yüz elli yıldan beri dağılmışlığın ve parçalanmışlığın envai türlü acılarını yaşıyoruz. Bir musibet hâli arzeden bu durumumuzun uzun zamandan beri devam ediyor olması elbette hayra alamet  bir şey değildir. Acilen müdahale edilmezse eğer, daha beter kötü sonuçların görülmesi kaçınılmazdır. Hastanın tedaviyi kabul edemeyecek ölçüde  kötüleşmesinden korkmak ve onu yeniden hayata kavuşturacak tedaviyi acilen başlatmak gerekir.

Birlik, güç ve kuvvetin yegane vesilesidir. Yaşadığımız dünyada büyük devletlerin (ABD, AB) güçlerini  birlikten aldıklarını görüyoruz. Devasa imkanlarına rağmen İslam aleminin aciz ve perişan halinin en büyük nedeni ise parçalanmışlıktır. Şirazesiz kalan bir kitabın dağılmış sayfaları gibi bir halimiz var. Tekerlekleri patlamış bir arabanın yol alması imkansız olduğu gibi, birlik kuramamış toplumların da özgür, onurlu ve müreffeh bir hayat yaşayabilme imkanı yoktur.

Öyle ise bu konu, yani  ‘İttihad-ı İslam` (İslam aleminin birliği) meselesinin gündemimizin en başlarında yer alması gerekir. Çamura saplanmış, tekerlekleri patlamış yol alamaz durumdaki  arabanın kaportası ve boyasıyla ilgilenmek yersiz ve boş bir çabadır. Aydınlarımız ve alimlerimiz bu konunun önemini ve önceliğini  anlatmalı, ümmeti bu konuda duyarlı kılma çabalarını arttırmalıdırlar.

'Şeyhin elini, ayağını öpmek şirk midir değil midir?' 'Kabir azabı var mı yok mu?' 'Şiilik hak bir mezhep midir değil midir?' vb gereksiz, zamansız ve mevcut fitne ateşine benzin taşıyan her tür gündem, söz ve eylemden kaçınmak gerekir.

Her şeyden önce İslam alemindeki mevcut dini cemaatler, parti ve hareketlerin kendi aralarında  bir ittifak sağlama zarureti vardır. Bu konu elzemdir. Zira bütün bir ümmeti kapsayacak  birliğin yolu buradan geçer. Detaylara ait ihtilaflı konuları 'ittifak' ve 'ittihad'ın önüne bir engel olarak koymak, İslam'a ve bu mazlum ümmete çok büyük bir zulümdür.

İttihat ve uhuvveti sağlama konusunda Bediüzzaman Said Nursi(ra)'den öğreneceğimiz çok şey var. Hz. Üstad bütün hayatını bu konuya adamış, bütün enerjisini ümmetin uyanışı ve ittihadı yolunda harcamış, kendisi ve tâbilerini de bu amacın hizmetçileri olarak görmüştür. Üstad, değişik mezhep ve meşreplere sahip hiç bir gurup ve şahsı tenkit etmemiş, onları daima kardeş görmüş, kardeşlik hukukunun gereklerini yerine getirmeyi asla ihmal etmemiştir.

Bediüzzaman'ın tek hedefi küfür, ilhat ve bidat ehli olmuştur. O, hiç bir zaman iman ehlini hedef almamıştır. Kendisi Kürt olduğu halde hayatının çoğunu Türkler içinde ve onlara hizmet yolunda geçirmiştir. Genelde ümmetin, özelde de Kürtlerin sorunlarının çözümü için yaşadığı dönemin idare ve yöneticilerini uyarmış, bu konulardaki ihmal ve yanlışların yarın ne tür olumsuzluklar doğuracağını ifade etmiş ve nasıl önlemler alınması gerektiğini belirtmiştir. Kürdistan'ın eğitimi konusundaki projesi olan 'Medresetüzzehra' başlı başına üzerinde durulmayı hak eden bir konu. O, Kürtlerin de diğer unsurların da kurtuluş reçetesinin 'ittihad' ve 'uhuvvet'te olduğunu haykırmış, yaşantısıyla da bunu ortaya koymuştur. Bediüzzaman, Kur'an'ın kardeşliği ve birlik olmayı emreden ayetlerini  'İhlas' ve 'Uhuvet' risaleleri ile en güzel bir şekilde tefsir etmiştir.

Yazımızı Üstad'ın o meşhur tesbitiyle bitirelim: 'Azametli fakat bahtsız bir kıtanın(Asya) şanlı fakat talihsiz bir devletin(Osmanlı), değerli fakat sahipsiz bir kavmin(Kürtler) kurtuluş reçetesi İttihad-ı İslam'dır.`  (münazarat)