Suriye’nin kuzeyinde bu günlerde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Suriye Kürtleri ile alakalı sorunların çözümüne yönelik yoğunlaşan bir mesai söz konusudur. Amerika, Fransa ve Barzani’nin garantörlüklerinde özellikle Kürt parti ve grupları arasında bir ittifak oluşturulmasına yoğunlaşan sürecin belli bir noktaya vardırıldığı görülmektedir. Suriye’deki Kürtler, önce zalim Esad’ın inkar ve asimilasyonu nedeniyle neredeyse yüz yıl boyunca ağır acılar yaşadılar. Yok sayılıp insan yerine konulmadılar.

Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından sonra da bu sefer kendi aralarındaki çatışma, hâkimiyet kavgası ve anlaşmazlıklar nedeniyle Esad’ın yaşattıklarından daha ağırını yaşamak zorunda kaldılar. Özellikle PYD’nin dışarıdan aldığı destek ile PKK’nin Türkiye’de yaptığının aynısını orada yaparak kendisi dışındaki bütün Kürt parti ve gruplara tahakküm etme girişimi, orada yaşayan Kürtlere ağır bedeller ödetti. Yüz binlercesi Türkiye ve Irak Kürdistanı bölgesine sığınmak zorunda kaldı. Siyasetçi, akademisyen, kanaat önderi ve belirgin simaların neredeyse tamamı PYD’nin hışmından nasibini aldı. Kimisi öldürüldü, kimisi kaçırıldı, kimisi de kaçmak zorunda kaldı.

Bütün bu acıların bitmesi ve tüm dünya halkları gibi varlıklarını koruyarak insanca yaşayabilmeleri için oradaki Kürtlerin birlik, beraberlik ve ittifaka şiddetle ihtiyaçları vardır. Aynı şekilde orada yaşayan Araplar, Türkler ve diğer halklarla da barış ve kardeşlik içerisinde yaşanabilmelidir. Elbette bu öyle kolay olabilecek bir şey değildir. Birlik ve beraberliğin bedeli genelde ağırdır. Bu ittifak çalışmalarının öncülüğünü Amerika’nın yapması yeteri kadar endişe vericidir. Zira henüz Enfal operasyonu belleklerimizde tazeliğini korumaktadır. Amerika, yaptığı anlaşmalara, verdiği söz ve vaatlere ancak çıkarına hizmet ettiği müddetçe riayet etmektedir. Bunu defalarca müşahede ettik.

Bu ittifak girişimlerinin ürküten bir diğer yönü ise, bileşenlerinin bir tarafının PYD olmasıdır. Azınlıkta olmalarına rağmen ellerindeki silahı acımasız bir şekilde kullanarak neredeyse oradaki bütün Kürt yapılarına tahakküm etmiş, hepsini saf dışı etmiştir. PKK’nin Suriye’deki bu kötü pratikleri, bu ittifakın geleceği noktasındaki endişeleri arttırmıştır. Bu endişeler nedeniyle Türkiye de bu sürece mesafeli durmuş, hatta şiddetli tepki göstermiştir. Hatta PYD ile işbirliği yapan bütün yapıların aynı şekilde hedef olacağını vurgulamıştır.

Oysa bu coğrafyada barış ve sükûnet mutlaka sağlanmalıdır. Bu toplumların daha fazla acı ve gözyaşını kaldırmaya takati kalmamıştır. Bu işin çözümünün Amerika’ya kalması aslında buralarda yaşayan kardeş halklar için çok acı bir durumdur. Onların tek dertleri, çıkarlarına hizmet eden müttefikler vücuda getirmektir. Öte taraftan hepimiz yakinen biliyoruz ki Suriye’de yaşayan Kürtlerin bu güne kadar tek çatı altında bir araya gelememesinin tek sebebi, PYD’nin Kürtler arasındaki bu sabotajcı mantalitesidir.

Kürt toplumunun geleceğe umutla bakabilmesi ve acılarının bitmesi için PKK, Suriye’deki bu süreçten mutlaka elini çekmelidir. Bu noktada PKK de büyük bir samimiyet testine maruzdur aslında. Gerçekten Kürt toplumunun menfaatini düşünüyorsa, yeni süreçten mutlaka elini çekmelidir. Ancak bu şekilde Suriye Kürtleri arasında adil bir birliktelik oluşabilecektir. Zira son 9 yılda PKK’nin orada öldürdüğü ya da kaçmak zorunda bıraktığı önde gelen Kürt akademisyen, âlim, kanaat önderi ve ileri gelenleri, büyük bir değer kaybı olmuştur. PKK’nin olmadığı bir birliktelikten Türkiye’nin de rahatsız olması için bir neden kalmayacaktır. Ancak PKK’nin Kürt toplumuna bu iyiliği yapacağına ben asla inanmıyorum. İnşallah yanılacağım.

ABD ile PKK’nin içinde yer alacağı bir birlikteliğin acı ve sömürüden başka bir getirisinin olmayacağı malumdur. Türkiye inkâr ve yok sayma stratejisinden vaz geçerek Suriye’de yaşayan Kürtler ve Barzani ile birlikte, ne ABD’ye ne de PKK’ye alan açmadan sorunlara çözüm bulabilir. Ancak Türkiye’nin de bu huyundan vaz geçmesi mümkün görünmüyor. Bu noktada da inşallah ben yanılacağım.