Çetin bir imtihan aracı olan Covid-19 tüm dünyada etkisini sürdürüyor. Rabbimiz; kendisini unutarak, kibirlenen, günümüzün insanlığına, küresel bir salgın musibeti ile ders vermektedir. Fıtratı ve nesli ifsada varacak kadar firavunlaşanlar tarafından, ‘esfele’s­­-safilin’e çekilen insanlık, imansızlık ve İslamsızlık bataklığında çırpınıp durmaktadır.

  Tarih boyunca, hiçbir dönemde bu kadar sistematik bir şekilde ‘yozlaştırma’ örneği yoktur. Helak olan kavimlerin yaptıkları tüm cürümler, toplumlara olağan bir şey gibi gösterilmekte, normalleşen ahlaksızlık ortamı, insanlığı her geçen gün daha da vahim bir noktaya doğru sürüklemektedir.

  Rabbimizin ‘şefkat tokadı’ olan musibetler insanlığın silkelenmesi için bir fırsat mesabesindedir.  ‘Musibet istenmez; fakat başa gelince sabredilir’ kaidesi sırrınca elbette bu musibete sevinmedik. Ancak belki ibret alınır diye umutlanmadık da değil…

  Bireysel olarak ders çıkaranlar olduğu muhakkak; fakat toplumsal olarak pek de bir değişiklik olduğu söylenemez.

  Kendi ülkemizi ele alacak olursak, ilk vakalar görülmeye başlandığı ve günler süren sokağa çıkma yasakları olduğu zaman, herkeste gözle görülür bir telaş, ne olacağını bilmemekten kaynaklanan bir korku hali vardı. Bu durum bir süre insanları ibadete ve duaya sevk etti. Zira insan; kendini aciz hissettiğinde, tek kudret sahibi olana yönelir. Bu durum sanıyorum dert sahibi her Müslümanı umutlandıran bir şeydi. Nitekim birçok kişinin namaza başladığına, İslami kitaplar okuduklarına şahit olduk.

  Havalar ısınmaya başlayıp, vaka sayıları düşünce, tekrar eski gaflet uykusu bastırdı maalesef…

  Öyle ya; insanoğlu ilk şoku atlattıktan sonra, her duruma ayak uyduracak mahiyette yaratılmıştır.

  Son zamanlarda, artık ölüm haberleri sadece birer ‘sayısal veri’ olmaktan öteye geçemiyor.

  Gün geçmiyor ki akraba ve tanıdıklarımızın hastalık veya ölümlerine şahit olmayalım. İçimizi yakan ölümlerin etkisi eskiye oranla daha kısa sürüyor ve hayatın akışına tekrar kapılıyoruz. Hayat devam ediyor tesellisi ile kendimizi avutup duruyoruz. Halbuki ömür süresinin belirsizliğinden dolayı, her an bizler için son an olabilir, aldığımız her nefes son nefesimiz olabilir. Bu hakikat gün gibi apaçık önümüzde durmaktayken nasıl oluyor da bu kadar çabuk unutuveriyoruz.

  Özellikle de İslami çalışmaların içerisinde olan kişilerin bu gaflete kapılmaları içler acısı bir durumdur. Evde geçen uzun sürelerin ardından, bu durumu kanıksayıp çalışmalarında tembellik yapan, virüsü bahane ederek ilgilendiği kişilerle münasebetini kesen, bu sebepten ötürü o kişilerin boşluğa düşmesine aldırış etmeyenleredir sözümüz…

  Vallahi şeytan ve avenesi boş durmuyor!..

  Vallahi korona onlar için engel değil!..

  Vallahi sizler bu toplumdan sorumlusunuz!..

  Toplumun bu hali umutlarınızı mı bitirdi?

 Hiçbir öğüt, çaba ve tavsiyenin bu topluma tesir etmeyeceğini mi düşünüyorsunuz?

O halde Hz. Yunus’u hatırlayın! Hani kavminin hidayet olacağından tamamen ümidini yitirmişti de Allah’ın emrini beklemeden onları terk edip gitmişti. Sonra Allah kavmini hidayete erdirmiş bu kez O’nu cezalandırmıştı. Denize atılarak bir balık tarafından yutulan Hz. Yunus, yaptığından pişman olup ''Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn'' “Sen her türlü noksanlıktan, eşi-ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum”  duasını okuyunca Allah onu affetmiş, balık onu sahile bırakmıştı.

  Bu ibretamiz kıssadan kendisine ders çıkarıp, gafletinden sıyrılan ve toplumun derdiyle dertlenen her Müslüman muhakkak sahil-i selamete ulaşacaktır. Gayret bizden tevfik Allah’tandır…

  Selam ve dua ile…