İslam alemi olarak yeni bir hicri yıla girdik...

Gözlerimizin nuru efendimiz (sav)’in Mekke’den Medine’ye olan hicretinin 1442’nci yılını idrak ettik.

İslam medeniyetinin inşası için yapılan bu kutlu yolculuk Müslümanlar için bir milad olmuştur.

Çünkü hicret; Uyanmaktır, özüne dönmektir ve toplumun yeniden inşası için cehd etmektir.

Hicret; Yüce Allah’ın inzal buyurduğu vahyi, toplum arasında yaygınlaştırmak için mücadele etmektir.

Hicret; Gerek duyulduğunda tüm sevdiklerini bırakıp, Rabbine adanma bilinciyle İslami mücadele etraında kenetlenmektir.

Hicret; Baş eğmek veya vatanını mülhidlere bırakıp gitmek değildir. Bilakis vahiy çerçevesinde aşk, mücadele, hikmet ve samimiyetle yoğrulan bir yapının vücut bulması ve bu yapının eliyle vatanını mülhidlerden geri alma serüvenidir.

Dolayısıyla hicret; mukaddes bir kavram, kutlu bir yolculuk ve müstesna bir eylemdir.

Elbette “Hicret” ile ilgili çok şey söylenebilir. Ancak Dr. Ali Şeriati’nin hicret ile ilgili şu yorumunu aktarmakla yetineceğim.

“Hicret, ilk önce nefislerimizdeki her türlü gayri islami anlayış ve duygulardan arınmak, amellerimize yerleşen gayri islami davranış ve alışkanlıkları terk etmektir. Hicret insanın en çok sevdiği, fakat Allah’ın dininin yaşanmasına engel olduğu zaman vatanın, milletin, ailenin, sosyal sınıfın, makam ve mevkinin Allah’ın dinine hizmet etmek için terk edilmesidir. Hicret bir kaçış değildir. Aksine kafirlere ve zalimlere terk edilen haklarımızı geri almak, mücadelenin şartlarını yaşanır hale getirmek için hazırlanmaktır. Yani geri dönüş ve hesap sorma eylemidir hicret.”

İslam tarihinde Müslümanlar, “Hicret Bilinci”ni yakaladıkları zamanlarda aziz olmuşlardır. Çünkü bu bilince sahip olan bir toplum; Allah rızasını, ahiret hayatını ve dolayısıyla uğruna mücadele ettiği davasını her şeyin üzerinde tutmuştur. Ancak “Hicret Bilinci”ni kaybettikleri zaman dünyevileşmiş, ihtilaflarla boğuşmuş ve zelil olmuşlardır.

Hz. Ömer (r.a), Efendimiz (sav)’in hicret gününü milat olarak görmüş ve Hicret Bilincini diri tutmak için o günü takvimimizin başlangıcı olarak kabul etmiştir. Böylece Müslümanlara özgü olan Hicri takvim islam aleminde kullanmaya başlanıldı.

Ancak Emperyalist şer odakları; İslam alemi üzerindeki emellerine ulaşmak için, her fırsatta toplumsal bir diriliş sebebi olan “Hicret Bilinci”ni Müslümanların arasında kaldırmak istemişlerdir.

Bunun için de Türkiye başta olmak üzere halkı müslüman olan birçok devlette yerel piyonların eliyle bize ait olan hicri takvimi yasaklamış, yerine batı dünyasına ait olan Miladi takvimi koymuşlardır...

Yüce Allah (cc) İslam aleminin yeni yılını ümmetin uyanışına, vahdetine, direnişine ve izzetine vesile kılsın.

Yeniden Hicret Bilincini yakalamak için bizlere imkan ve fırsat versin.

Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü için mücadele eden Müslümanlar başta olmak üzere tüm Müslümanlara güç, kuvvet, izzet ve onur nasip etsin.

 

NOT: Birçok yönüyle Hicret Bilincini hayatında cem eden ve bu bilincin mücessem hali olan Fesih Güler ağabeye Allah’tan rahmet, ailesi başta olmak üzere tüm Müslümanlara sabırlar diliyorum.