Türkiye`de 16 yıldır “erken seçim” kavramı pek kullanılmıyordu. Dolayısıyla toplum olarak bu kavramın getireceği muhtemel tartışmaları ve gerginlikleri de unutmuştuk. Ancak AK Parti ve MHP`nin erken seçim kararı aldığı günden beri çok hararetli tartışmalar yaşanıyor, partiler beklenmedik sürpriz hamleler yapıyorlar. Yaşanan gelişmeler gösteriyor ki bu konu daha çok su kaldırır.

Konu ile ilgili yaşanan gelişmeleri uzun uzun yazmayacağım. AK Parti ve MHP`nin aldıkları erken seçim kararı danışıklı mı, yoksa spontane mi gelişti? konusuna girmeyeceğim. Blokların hem kendi içlerinde hem de birbirlerine karşı yaptıkları ayak oyunlarından da bahsetmeyeceğim. Sadece iki tespitte bulunacağım.

Birincisi: “Türkiye`de Kemalizm ve seküler düşünce kaybetmiştir ve toplumumuzda karşılığı kalmamıştır” tespiti.

Türkiye tarihinde Kemalizm ideolojisi hep kutsallaştırılmış, diri tutulmaya çalışılmış ve devlet eliyle sürekli parlatılmıştır. Ancak mayasında İslam olan halkımız hiçbir zaman batı mukallidi olan bu ideolojiyi benimsememiş ve gönüllü olarak kabul etmemiştir. Aynı şekilde fikriyatı ve ipleri global emperyalizmin elinde bulunan diğer seküler yapıları da benimsememiştir. Ancak devletin ceberrut yüzü ve örgütlü seküler yapıların sopası, mazlum toplumumuzu bunlara mecbur kılmıştı.

Şimdi her kesim anladı ki, kim Müslüman halkımızın inancına, tarihine ve medeniyetine savaş açmışsa, kim toplumumuzu öz değerlerinden ayırmak istemişse ve kim onları inançları dışındaki köhnemiş ideolojilere zorlamışsa sonunda kaybetmiştir.  

Bunun için Türkiye`de Cumhurbaşkanı olarak teveccüh görecek kişiler muhafazakâr simalardır ve bu konuda herkes hemfikirdir. Bu sosyolojik olay gösteriyor ki toplumun inancı, tarihi ve medeniyeti ile barışık ve bu değerlere saygılı olanların toplumda bir karşılığı vardır.

Dikkat edildiğinde CHP gibi bir yapı bile artık Kemalist veya seküler çizgide olan bir simayı aday gösteremiyor. Bir önceki Cumhurbaşkanı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu`nu destekledikleri gibi yine muhafazakâr bir aday bulma arayışındalar.

İkincisi: “Muhafazakârlar ortak paydada buluşmasalar çok zor günler onları bekliyor olacak ” tespiti.

Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman muhafazakâr kesim bu kadar rahat olmamıştır. Eğer bu rahat ortam iyi değerlendirilmezse, toplum ve ümmetin çıkarları öncelenmez ve ortak paydada konsensüs sağlanmazsa yarın herkes pişman olup, keşkelerle başlayan cümleler kurabilirler.

Bu konuda en büyük sorumluluk Cumhurbaşkanı`nın ve iktidarındır. Toplumumuzun tüm kesimlerini dikkate alarak uygun bir dil kullanılmalı ve buna uygun adımlar atılmalıdır. On yıllardır yaşanan hukuksuzluk ve adaletsizlikler ivedilikle çözülmeli ve somut adımlar atılmalıdır.

Erdoğan`ın sık sık kullandığı “George ne der? Hans ne der? Beni ilgilendirmez” cümlesini pratiğe dökerek, George ve Hans ile aynı zihniyeti taşıyanları dikkate almadan tüm muhafazakâr kesimlerle ortak yol almalıdır. Troller`in yorumları, ırkçıların istekleri ve şakşakçıların yaldızlı cümlelerinden ziyade toplumumuzun sosyolojik yapısını göz ününe almalı ve istişare ile kararlar almalıdır.

İktidar ve tüm muhafazakâr kesimler, kardeşine iğneyi batırmadan önce kendine çuvaldızı batırmalıdır. Birbirlerine karşı eleştiri ve yorumları insaflıca yapmalı, inancımıza ve değerlerimize düşmanlık edenler ile yol almamalıdırlar.

Tüm muhafazakâr kesimlerin bu rahat ortamı en iyi şekilde değerlendirmesi temennisiyle…