“Müminler arasında öyle erler vardır ki, Allah`a verdikleri sözde durmuşlardır. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimileri de sözünü yerine getirmeyi beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.” [Ahzap / 23]

Resul-i Kibriya`nın göz nuru, Ali b. Ebu Talibin ciğerparesi, Fatıma t-üz Zehra`nın nazlı gülü Seyyid-ül Enbiya İmam Hüseyin, gam ve keder çölü Kerbela`da İbn Ziyad`ın süfli askerlerine şöyle hitap eder:

“…Allah aşkına söyleyin, beni tanıyor musunuz? Ceddimin Resulullah (s.a.v) olduğunu biliyor musunuz? Babamın Ali b. Ebu Talib olduğunu biliyor musunuz? Allah aşkına söyleyin! Muhammed Mustafa (s.a.v)`in kızı Fatıma-t`üz Zehra benim annem değil mi? Şehitlerin Efendisi Hz. Hamza babamın amcası değil miydi? Cafer-i Tayyar benim amcam değil miydi?

Allah aşkına susmayın ve söyleyin! Şu tuttuğum kılıç, Allah Resulü`nün kılıcı değil midir? Başımda taşıdığım şu sarık Peygamber`in değil miydi? Söylesenize! Allah Resulü, benim ve kardeşim için ‘Cennet gençlerinin efendileridirler; onları seven beni sevmiş, onlara düşmanlık eden bana düşmanlık etmiş sayılır` diye buyurduğunu işitmediniz mi?”

İbn Ziyad`ın kana susamış askerleri, İmam Hüseyin`in bu can alıcı ve yürekten hitabeti ve soruları karşısında, ilk önce ne diyeceklerini şaşırır ve susarlar… Daha sonra ise, söylenenlerin hepsinin doğru olduğunu ifade ederler… Ancak, yine de İmam Hüseyin`in ve yarenlerinin çekip gitmesine izin vermezler…

Resul-i Zişan Efendimizin dizlerinin dibinde büyümüş ve ilk eğitimini O`ndan almış İmam Hüseyin, devam eder pas tutmuş yürekleri sorgulamaya:

“Peki, kanımı akıtmayı niye helal görüyorsunuz?”

Yine can alıcı bir soru… Yine İbn Ziyad`ın askerleri suskun… Ancak yine hakikati görmelerine mani olunur… Zira İmam Hüseyin hala kuşatma altında…

Ve İbn Ziyad`ın azgın askerleri, İmam Hüseyin`in soruları karşısında, tarihin kara sayfalarına yazılacak şu cevabı verirler:

“Ey Peygamberin evladı! Biz bu söylediklerinin hepsini biliriz. Ancak, susuz can verinceye kadar senden el çekmeyiz.”

İmam Hüseyin, gözleri kandan başka bir şey görmeyen/görmek istemeyen askerlerin bu cevabından sonra susar… Azgın askerlere hiçbir sözün fayda vermediğini ve ne söylerse de vermeyeceğini anlar… Her şeyin yegâne hükmedicisi ve gerçek sahibi, hesap gününün tek meliki, zalim ve zorbaların yaptıkları zulümlerin hesabını muhakkak soracak olan Cenabı Allah`a tevekkül eder… Ve içinden; “Şahid ol ey Rabbim! Şahid bu yapılanlara Allah`ım!” der…

Artık iki seçenekte kalmamıştır İmam Hüseyin`in önünde… Yezid`e biat etmeyeceğini defaatle dile getirmiştir çünkü… O yüzden tek yol kalmıştır: “Zillet bizden uzaktır” düsturuyla, izzetli bir şekilde savaşmak…

İmam Hüseyin, Resul-i Ekrem Efendimizin kutlu mesajının nesillere doğru anlatılması için kendini ve yakınlarını feda etmeyi göze almıştır artık… “Kanların döküleceği zamandır” diyerek kahramanca, yiğitçe karşı durmaya başlar… İbn Ziyad`ın menfaatperest ve korkak askerleri, İmam Hüseyin`in bu yiğitçe karşı duruşu ve direnişi karşısında, kurt korkusuyla dağılan sürüler gibi sağa sola kaçışırlar…

İmam Hüseyin, gam ve keder çölü Kerbela`da bir destan yazmaya devam eder… “Hüseyni Kıyam”ın nasıl olması gerektiğini tarihe nakşettirir… Birçok yakınını mazlumca kaybettiği halde, o metanetinden, sebatından ve direnişinden asla taviz vermez… Yezidlerin, İbn Ziyadların, İmam`ın mübarek başını kesme cüretini gösteren Sinan b.Eneslerin azgın askerlerine karşı kahramanca çarpışmaya devam eder…

Zeynebin feryadları gelir kulağına… Zeynebe dönüp bakamaz İmam Hüseyin… Yanında biricik evladı şehid olmuştur çünkü… Evladı kanlar içinde… Avucu kan içinde İmam Hüseyin`in… Zeynep görür Hüseyin`i bu halde… Bir feryad-u figan kopar Kerbela çölünde… Zeynep ağlar; feryad eder… Yer ağlar; figan neyler…

Hangi yürek dayanır bu sahneye… Allah Resulünün evlatları kılıçtan geçiriliyor… Ebu Turab Ali b. Ebu Talib`in ciğerpareleri, Fatıma-t`üz Zehranın nazeninleri tek tek öldürülüyor… Yezidler saltanatları için, Cennet gençlerinin seyidine ve sevenlerine kastediyorlar… İmam`a mektup gönderip yardım isteyenler, Hüseyin`e çölleri dar ediyorlar… Yaptıkları ihanet yetmiyor, onu katlediyorlar…

Kerbela, Zeynebin feryadları, Hüseyin`in dualarıyla çınlıyor… Zeynep feryad ettikçe, Hüseyin dua ediyor… Zeynep, “Ah keşke gök yere yıkılıp bir olsaydı” diyor… İmam Hüseyin, hesap gününün meliki Rabbine halini arz ediyor: “Ey her şeyi gören, işiten Allah`ım! Peygamberinin kızının oğluna yapılanlardan dolayı şikâyetimi sana arz ediyorum. Ey yapılanlardan haberdar olan Rabbim! Bunlarla ve kavmimizden olanlarla aramızda sen hükmünü ver. Yardım etmek için bizi çağırdılar, sonra da bizi öldürüyorlar...”

İmam Hüseyin bir yandan saldırıyor, bir yandan ok ve mızrak darbelerinden korunmaya çalışıyor… Binlerce kişilik ordu karşısında bir avuç mazlum ve mustazaf ile beraber şehadete koşuyor… Şeheadet Hüseyin`i çağırıyor; Hüseyin biraz daha hızlanarak “Lebbeyk” diyor… Ve çağlara, nesillere mukaddes bir miras bırakıyor…

Gözleri makam, mevki ve çıkardan başka bir şey görmeyen Yezidin, İbn Ziyad`ın kana susamış süfli askerleri, kahramanca, yiğitçe ve korkusuzca savaşan İmam Hüseyin`in yorgunluğunu fırsat bilerek üzerine çullanıyorlar… Kılıç ve mızrak darbeleriyle onu öldürmek istiyorlar… İmam Hüseyin, aldığı onca kılıç darbesine rağmen mücadele etmeye, karşı durmaya ve direnmeye devam ediyor… Her kılıç darbesinden sonra düştüğü yerden bir kez daha doğruluyor...

İmam`ın etrafını çepeçevre sarıyorlar kan sevdalısı askerler… Amaçlarına ulaşmak için her yolu mubah görüyorlar… İhanete alışkın askerler, İmam Hüseyin`e arkadan saldırıyorlar… İmam, arkadan gelen kılıç ve mızrak darbelerinden sonra yere düşüyor… Mızrak, İmam Hüseyin`in göğsünden çıkıyor… Ve İmam Hüseyin, sırf Allah Resulünün kutlu mesajının doğru anlaşılması ve nesillere doğru aktarılması için giriştiği kıyamda, canını Rabbine çekinmeden armağan ediyor; şehadetin tatlı şerbetinden kana kana içiyor…

Ey mazlum İslam ümmetinin diriliş muştusu, ey şehadet mektebinin aziz öğretmeni Hüseynim! Resul-i Zişan`ın göz nuru, Allah`ın arslanı Ali`nin ciğerparesi, Fatıma t-üz Zehra`nın nazlı gülü… Şahid ol ki; YOLUN YOLUMUZ, DAVAN DAVAMIZDIR.

Muhammet Şerif DURMAZ