Bismihi Teâlâ

Çağla birlikte yeni kavramlar, yeni adlandırmalar,

Tedavüle giren taze kavramlar,

‘’Zamane çocukları’’

‘’Z kuşağı’’

‘’ev gençliği’’

Yapay zekâ, robotlar vd.

   Aslında her birisi bir yaşam tarzının, bir hayat portresinin iz düşümü/yansıması...

Zamanın akışıyla birlikte özellikle toplumsal kırılma diyebileceğimiz sıra dışı hadiseler

karşısında -savaşlar, kıtlık, hastalık- yeni tip düşünce/yaşayışlara zemin hazırlar.

  Örneğin birinci dünya harbinden sonra yani 20.asrın başlarında fütürist, dadasit akımlar gündeme gelir. Yani geçmişe/geleneğe savaş açma, kural kaide tanımama gibi cebri fikirlere/yönelişlere kayma olur.

Ardından başka bir versiyon ya da aksine tepki olarak başka akım!..

   İşte pergelin ucu, dayanağı kaçık oldu mu, ayar bozuluyor. Sonra da eksen kayması, dikiş tutmayan ölçüler!

   Ne olursa olsun zamansal, araçsal değişim karşısında değişmeyen sabiteler yok mudur?

Belki de işin en can alıcı ya da sorgulanması gereken ölçüt budur.

  Yaş aralığı 15-24 olan 13 milyon genç nüfusumuz vardır. Bu sayı toplam nüfusun yüzde 15’ine tekabül ediyor.

Ancak nicelik kadar nitelik olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilir miyiz?

   Son yıllarda yeni bir mod çıktı:

‘’Ev gençliği’’…

Her geçen gün sayısı artan bu gençlik, ürkütüyor!

Bu nesil;

-BİR: Gayet rahatlar, ne çalışma azmi var ne iş arıyor ne de okuyor…

-İKİ: Ailelerin olanaklarıyla gün eksiltiyor.

-ÜÇ: Sosyal medyayı reel hayata tercih ediyor.

-DÖRT: Dertsiz, gamsız, gayretsizler!

-BEŞ: Pek evden çıkmazlar. Gününü çoğunlukla TV, bilgisayar, cep telefonla geçiriyor.

-ALTI: fiziksel hareketlerden hoşlanmazlar, asosyal olmayı tercih ediyorlar.

    Bu gençlere yönelik yapılan araştırma ve analizlerde “NEET”,

Açık anlatımla “Ne istihdam ne eğitim ya da…” diye tanımlanan veriler kapsamında;

  Türkiye, OECD(Ekonomik ve Kalkınma İşbirliği Örgütü) ülkeleri arasında başı çekiyor. Yani 36 ülke arasında Türkiye NEET oranı yönünden en yüksek ülkeler arasında…

Ev genci dediğimiz bu kesimi oluşturan kesim içerisinde belki de en şaşırtıcı olan;

- Eğitimli fakat çalışmak istemeyen,

- İş beğenmemezlik yapanlar da işin cabası!..

  Ne yazık ki, Covid-19 bu ataleti daha da tetikledi. Sonrasını …(!?)

Toparlayacak olursak; ulusların/ülkelerin eğitim sistemlerinde kocaman tutarsızlıklar, uygulama sahasında karşılığı olmayan çelişkiler var.

  Bu; artık fark edilip, kabul edilmelidir.

“Diploma tutkusu” , “ezber üniversite” , “elalem görsün” algısından ziyade;

-BİR: Erken yaşta, gerçek anlamda çalışmaya,

-İKİ: Toplumun gerçek ihtiyaçları için çaba harcamaya,

ÜÇ: Geçimini sağlayacak parayı kazanmaya yönelmeli…

    Kısaca eğitim, okul, çalışmanın iç içe ve dengeli olma zorunluluğu görmezden gelinemez.

Gençlere kontrollü özgürlük verip, destek olma ve geleceğe olumlu bakmalarına yardımcı olma ödevimiz vardır.

Kalın sağlıcakla.