6.8 şiddetindeki depremin üzerinden bir ay gibi bir zaman geçmiş olmasına karşın; Elazığ’ın, yaralarını sardığını söylemek için vakit erken! Bu gidişle sancıların uzun süreceğe benziyor… Şehrin üçte birinin ciddi anlamda hasar gördüğü bu şehir, olumsuz hava koşuluyla birlikte hakikaten şaşkın ve zor durumda…

  Birkaç saniye yer sarsıntısı beraberinde sorular ardınca sorular sorarcasına insanı muhatap almadığı söylenebilir mi?.. Peşinen şunu söyleyeyim ;

Allah(c.c)’ın rahmeti gazabına ağır bastı! Şehir halkı da bu kanaatte…

Âdeta ‘uyan ey insan!

Neredesin?.. Konumun ne?.. Geleceğin için ağır basan ne?

Dünyalık mı, ubudiyet(kulluk) mi?

Bu gidişatla nereye doğru gitmektesin?.. İbre hangi tarafı doğru; nura mı, nara mı?..’ demekte.

Musibet anı ve sonrası; ciddi dersler ihtiva eder. Hani afetin öncesi pek bilinmez. Mesela; oluş zamanını tahmin etmek güç. Diğer deyişle biçimi, şekli, şiddeti, ismi, cismi önceden bilinmez. Fakat yakalanma anı ve sonrası ciddi ders ve ibretlerle müteşekkil!..

Bir ömür hırsla, uzun emellerle diktiğin, içerisini tıka basa doldurduğun dünya konforun bir anda, birkaç saniye içerisinde yok olmanın eşiğine gelebiliyor!..

Yıllarca mesken ettiğin sokak, cadde, mahalle bir anda kül haline gelebiliyor!..

Bir rüzgârla beraber büyüdüğün konu komşundan ayrı kalabilmektesin!

Günlük mesaimizin büyük çoğunluğunu uğrunda geçirdiğimiz iş, aş mekânımız bir anda yok olabilmektedir!

Sevdiklerimiz, yakınlarımız bir anda bizden kopabilmektedir ya da biz ..!

Kendiliğinden ya da kendi elimizle yıkmak zorunda kaldığımız yapılarımız, AVM’lerimiz, konutumuz!.. Ve ardından kül diye çöpe attıklarımız… Viraneye, harabeye dönüşen ilimiz, mahallemiz, caddemiz, sokağımız!..

Daha dün üzerine bastığımız, gülüştüğümüz, sohbet ettiğimiz, soluklandığımız o alanlar bize bakıyor, biz oraya!.. Hayıflanarak baktığımız ve geride kalan anılarımız!!!

Daha dün sıcacık evinde, belki en asgari şekilde de olsa başını koyup normal şartlarda geçinip durduğun sıcak yuvan yok. Daracık çadırda, umumi salonlarda, orda burada, başını zar zor koyabildiğin barınaklarda  daha nice mağduriyetler, olumsuzluklara göğüs geriyorsun ELAZİZ!..

Şu var ki neticede musibetler ciddi bir uyarı niteliğini taşır. Zelzele, hastalık vs. hadiselerin sadece fiziki yönüyle ele alınması ya da bu cihetle düşünülmesi kişiyi tatmin etmekten uzak kalır. Mana boyutu, karşılama biçimi, takınılacak tavır ve tutum gibi yaklaşımlar büyük güce kavuşturabilir.

  Her şeyi madde ile ölçebilir miyiz? Diyelim ki maddeyi merkeze aldık, peki ne kadar tatmin edici olacaktır? İnsanoğlunun mayası sadece toprak değil mi ki; toprak, taş gibi madde türleriyle tatmin olsun..!

  Öte yandan insanı diri tutan ruhunu ne ile besleyeceksin:

Madde mi?..  Anti depresif ilaç, bağımlılık türü maddelerle mi?..

  İnsan denen zişuur canlıyı tek yönüyle ele almak intihara sürüklemek, felce uğratmak demektir. Eğer hayatı sadece fizik kanunlarıyla sınırlı tutarsan; insan ruhuna ciddi anlamda eziyet gördür, kahreder, meyus edersin!!!

   Terapi, ikna burada büyük bir anlam taşır. Yöntem, teknik, söz, hikmet ve fıtrata uygunluk; yaraları iyileştirme de ciddi işlev görür.

Maddi enkazlar gelip geçer fakat mühim olan ruhlarımızın enkaz olmamasıdır. Bu sağlam oldu mu tüm enkazlar hafif kalır. Merhum Erbakan Hoca’nın deyişiyle iman varsa imkân da vardır.

Zor koşullarda hayata tutunmaya çalışan Elazığ halkından Allah yardımını esirgemesin.

Kalın sağlıcakla…