Halkın diyecek çok sözü, soracak çok hesabı var ama bunlara sıra gelmiyor, gelemiyor, gelse de soramıyor, sorsa da cevap alamıyor, cevap alsa da -ne alaka babından- tatmin olamıyor.. Sonuç mu? Üstad Necip Fazıl’dan dinleyelim:

“Aman efendim aman / Galiba Ahir Zaman/ Manzarası yurdumun/ Tufan gününden yaman!/ ..plan, reform ve uzman/ tam bir buçuk asırdır/ maymunlardan eleman…/ tarih kontra gerçeğe/ hürriyet hakka düşman/ millete kastedenin/ ismi milli kahraman/ yere batsın bu dünya / bu dünyadan hayr uman..!”

Üstadın yukarıda dedikleri, bir durumun sonucuydu. Bu sonucun ebetteki sebepleri de olmalı bunları da Saideyn’in Medreselerinden dinleyelim:

Alıman ilım hılani/ Sofiyan zıkır hılani/ Nema’l me hemd u şukrani/ Ya Resullullah meded” (Alimler, ilmi bıraktı/ Sofiler zikri bıraktı/ Bizde hamd ve şükür kalmadı? Ya Resulullah medet).

Yine de halkın bu aralar neleri veya neyi konuştuğuna bakalım.

“Neleri” konuşuyor bahsini kapatalım. Çünkü halk bu çoğul sahayı kapatmış. Anlatacak, şikâyet edecek bir sürü şey var ama hangisini, nasıl anlatacağını bilemiyor; takat yetiremiyor. Esasen buna gerek yok yok. Zaten icap etmez.

Bir yandan ayıptır, israftır, günahtır… Öte yandan cinayettir, fitnedir, düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmektir, iç ve dış düşmanların oyununa gelmektir… Diğer yandan bakarsak; konuşsam ki ne çıkar, söyle söyle para etmez, neyime lazım; ben boş konuşmam; kendini yormaya değmez… Beriki cepheden bakarsan; konuşanı da gördük; başı beladan kurtulmadı; çocuğunun rızkına sebep oldu; basit bir işi dahi yapamadı…

Bir cephe daha var; Allah ne demişse o olur; yazılan bozulmaz; neye layıksak onu göreceğiz; sen Allah’tan iyi mi görüyorsun…?

Şu tayfa da var: Al birini vur ötekine; me kê ra go xizir, xinzîr derket; wellat bişewite ez jî tevê; bavê mino, nane xwe bixwe cihê xwe rune! Ez tiştek nabêjim, Xwedê Kerîm e…!

Bunun sonucu olarak da eskiden bazı sorunlar vardı ama onlar artık yok! Yok işte. Yok olması daha iyi değil mi? Yok, yok deme! Yok, yoktur işte!

Mesela şunlar artık yok: “Kürt Sorunu; tıkanmış bir ekonomi; adalete güven; kötü gidişat ve tabi ki muhalefet sorunu..” anlayamadık ama bir anda yok oldu. Mazide ne de çok konuşulurdu! Hem israf da haramdır. Yıllarca bulunmayan iksir: 1-Rafa kaldırdık. 2-Buzdolabına aldık; 3-Sorun Yoktur! İngiltere, Almanya’da raflar boş… İşte bu!

Şairin dediği gibi diyelim: “Bende yok sabr-ı sükun, sende vefadan zerre/ İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir kerre” (Nabi). İki yoktan tabi ki “var” çıkar amma…  

Halkın “neyi” konuştuğuna bakalım. Kahir ekseri, tek şey konuşuyor: Geçim derdi. Yukarıda saydığımız çaresizlik ve tükenmişliğin sebebi de zaten budur.

Bu halk, neden yoruldu. Kim veya kimler neler yaptı? Bütün bu yeis ve yorgunluk bir tesadüf mü, yoksa bir projenin gereği miydi? Zannımca bunun cevabını vermek için de ayrıca bir plan ve proje gerekir.

Olumsuzluk ve ekonomik sıkıntıların yayıldığı ülkemde, karmaşanın içinde bir amatör tertip de var gibi. Hani şikâyeti bitmeyen halkını, kademeli artırdığı zamlarla önce dize getiren, sonra da yola getiren padişahın yakaladığı bir istikrarı anlatan bir hikâye var ya! Zannımca bizimkiler de onu deniyor. 

Akl-ı selimimle, basiret gözlerimle, piyasada görüp bizzat muhatap olduğum halk kesimlerinden gördüklerimle; vicdan, iman ve iz’anımın telkin ettikleriyle derim ki; CİDDİ SORUNLARIMIZ vardır.

Ülkenin sermayesi, sadece belli bir mutlu azınlığın güzergâhında dolaşıyor; halka varmıyor. Adalet ile ilgili fıkralar, halk kesimlerinde yayılıp gidiyor. Eğitim; tıkanmış, güven vermeyen yetersiz bir gençlik, yarınlarımızı devralmaya hazırlanıyor.

Çözüm mü? Yetkili ve etkililer; hal ve geleceğe ait çözümler üretemiyorlarsa -hiç olmazsa- Demirel ve Ecevit gibi gidebilmesini de bilmeli.

“Ben gidersem ülke batar… Muhalefetin ala feleket..” gibi söylemler ve topluma romantizmin hayallerini pompalama; “ayrışma, çekişme hatta çatışmaları” getirir zinhar biline!

Kimse vazgeçilmez değildir… Mezarlar; kendini dayatan vazgeçilmezlerle doludur wesselam!

 

HİSSE:

1-Basından: Bakan Dönmez; “Erdoğan'ın vereceği müjde vatandaşın cebine yansıyacak..” dedi.

Her müjde cepleri deldi geçti lawo!

Tepetaklak giden bir araçta; Karadeniz’de bulunan gazlar değil, müjde değil; fren kurtarır Serokkomarêm; bese ez heyran! Omida belengazan îro, mizgîn nîne, mizgeft e! 

2-Bakan Çavuşoğlu bildirdi. ABD ile oluşturulan Çalışma Grubu, artık kurulacakmış.

Hem de bissürü konu orada tartışılıp çözüme kavuşturulacak-mış: Kıbrıs; denizler; Kürt Kökenli vatandaşlarımız(!?): Suriye, Afganistan; ekonomi, zamlar hatta Türk Tarih Kurumu pardon tüm konular 

3-Eski MİT’çi Mehmet Eymür, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, “Perinçek İngiliz istihbaratıyla Amerikalıların adamıdır; ordu ve MİT'te adamları var” demiş.

“Peker de "Mehmet Ağar'ın tosunlarından biriydi" demiş. Şunu mu demek istedi gelo? 18 faili meçhul cinayetle ilgili davada verilen beraat kararı, İstinaf Mahkemesi tarafından bozulsa da bir ceza yoluna gidilmeyecek… 

Mühim değil, -suç varsa- nasıl olsa Adl-i İlahi soracak…