Bir 15 Temmuz gecesini daha geride bıraktık. Bu yıl altıncısını andık. Bir gece vaktinde, Türkiye’nin epeydir ara verdiği askeri darbe geleneğini tekrar faaliyete ve yaşama geçirme heveslilerinin, bu kez heveslerini kursaklarında bırakması açısından, anılmaya değer bir zaman dilimi yaşadık 15 Temmuz’da.

Benim yaşım 12 Eylül 1980 darbesini görmeye elverdi. Diğer darbeleri de büyüklerimizden dinledik, konu ile ilgili kitaplar okuduk. Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun 27 Mayıs darbesi; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 12 Mart Muhtırası sonucu nasıl idama gönderildiklerini öğrenmeye çalıştık.

Maalesef darbe geleneğinin izlerini daha derinlerde aramak gerekiyor. Çünkü darbeler daha derin sebep ve zamanlara dayanmaktadır. Asker bir millet geleneğinden gelen Türklerin darbe yapma alışkanlıkları, Osmanlı’ya, Osmanlı içerisinde Yeniçeri Ocağına kadar gitmektedir.

Biz yine 15 Temmuz’a gelelim. Bir husus var ki biraz dikkatimi çekiyor. Bilindiği üzere; 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül askerlerce yapıldı ve organizatörleri ordunun üst kademeleri idi. Ama 15 Temmuz’un tepesinde sivil bir zat bulunuyordu.

Doğrusunu isterseniz eskiden beri bu sivil zatı ben hiç sevmedim. İslam üzere yaptığı sohbetleri dinledim ama samimi bulmadım. Fakat talebelerinin başarısız olmalarını da istemedim. Bunlar mülayim kişilerdi. Çevreye zararları yoktu. Varsın namaz niyazlarında olsunlar, zararsız kişiler bunlar, varlıklarından kimse rahatsız olmaz derdim. Hatta kendi kendimce kurulacak İslami toplumun sade vatandaşları olarak, bu zatın talebelerinin iyi olacağı kanaatine varmıştım.

Ta ki 15 Temmuz 2016 gününün gecesine kadar. Bilindiği gibi o gece olanlar oldu ve bu zat ve talebeleri içlerinde sakladıklarını dışa vurdular. Hala da şaşkınım. Nasıl oldu da bu mülayim, halim selim kişilikler birer katile dönmüşlerdi. Zırhlı araçlarla halkı eziyor, otomobillerini parçalıyorlardı. Bir gecede 250’nin üzerinde şahsın canına kıymışlardı. Sevimli yüzlerinin ardından katil kişilikleri gün yüzüne çıkmıştı.

Daha önceki darbelerde gerçekleştirilen insan öldürmelerini anormal olduğu halde normal karşılamıştım. Ama bu zatın yaptığı öldürmeler anormaldi. Nedeni ise İslami söylemleri ve vaazlarıydı. Toplumda cemaat, hizmet adına yaptıkları dolayısıyla kendilerinin olumsuz bazı görüşlerine rağmen bu denli canavarlaşacaklarını tahmin edemiyordum.

Evet, bu zat yaptığı bazı açıklamalar vesilesi ile aykırı bir kulvarda olduğunu hissettiriyordu: Bütün ömrünü İslam’a karşı mücadele ile geçiren Ecevit için malum zat; “Ahirette Allah bana bu yetkiyi verirse, şefaatçi olacağım ilk kişi Ecevit’tir” dediğinde; Ecevit’ten Toktamış Ateş’e, oradan Papa’ya kadar herkes ile tokalaşıp, can ciğer kuzu sarması pozlar veren bu zatın, rahmetli Necmettin Erbakan’a hiç iltifat etmediğinde; israil hemen her gün Filistinlilerin başına bomba yağdırırken, bu zatın israilli çocuklar için; “Bombalar altındaki endişe duyan Yahudi çocukları için bile benim yüreğimin yağları erir” diye açıklama yaptığında, ABD ve israil’in Recep Tayyip Erdoğan’dan olan hoşnutsuzlarına paralel olarak, Gülen ekibinde de bu hoşnutsuzluğun başlamasında; Mavi Marmara hadisesinde, israil’i bir otorite olarak görüp, bunlardan izin alınması gerektiğini söylediğinde; söz konusu zatın ne menem bir düşünceye sahip olduğu anlaşılıyordu.

Ancak bu milletin evlatlarına, hem de bir gecede 250’nin üzerinde kişiye kıyacaklarını tahmin edememiştim.