Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 9 saat arayla meydana gelen depremler 10 ilimizi etkiledi. Depremlerin tabiatında yıkım var, ölüm var, acı var, mal ve can kaybı var. İnsanların her açıdan sınandığı çok çetin bir imtihan var. Her insan kendi imtihanını verir.

Depremi yerinde incelemek, oradaki kardeşlerimize yardımcı olmak, sorun ve sıkıntılarını yerinde görmek ve yardımcı olmak, acılarını paylaşmak amacıyla deprem bölgesine gittik.

Depremde vefat eden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Kederli ailelerine sabr-ı cemil diliyorum.

Depremin yıkıcı etkilerini daha önceleri televizyondan izlemiş,  depremi birebir yaşayan, enkaz altında kalan insanlardan duymuştum. Birebir yıkıcı etkilerini ise 2020 İzmir depreminde görmüştüm. Ama bu son deprem ne İzmir ne Gölcük ne de Düzce depremleriyle kıyas dahi yapılamaz.

Duymak, görmek, yaşamanın çok farklı şeyler olduğunu bir kez daha gördüm. Adeta küçük bir kıyamet sahnesi vardı. Dünya ve dünya metaının ne kadar basit, geçici, dünyanın bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu görüldü.

Övünülen, içinde oturmakla kibirlenilen lüks ve konforlu milyonluk evler oturanlara birer mezar oldu. Büyük paralarla alınan mobilya ve beyaz eşyalar katilleri oldu. Her şey çer çöpe dönüştü. 

Keşke imkânlar olsaydı da bütün insanlar o manzarayı gelip kendi gözleriyle görseler ve tefekkür etseler. Keşke, her ilde sembol bir enkaz, altındaki canlı ve cenazeler çıkarıldıktan sonra insanların ders ve ibret almaları için birer açık hava müzesine dönüştürülse… İnşaat mühendisleri, mimarlar ve müteahhitler göreve başlamadan önce buraya getirilip izlettirilse…

Aslında ibret ve ders alan için kâinatın her şeyi ve her tarafı ibretlik ve mucizelerle doludur.

Bu tür durumlarda olması gereken bütün kesimlere düşen: Elinden geldiğince yardıma koşmak, acıları paylaşmaktır. Maddi imkânı yardımlar için yeterli olmayan da bir sözle, bir baş okşama, bir sırt sıvazlama, dua ile yardımcı olabilir. Bu tür durumlarda sadece musibeti yaşayanlar değil, bütün insanlık yaptıklarıyla-yapamadıklarıyla, söylediği-söylemedikleriyle çetin bir imtihandan geçer.

Herkes tıynetinin gereğini yerine getirdi ve getiriyor. İlk andan itibaren varını yoğunu seferber ederek yardıma koşan ile bu depremden nasıl nemalanırım diyerek yağmaya, hırsızlığa yeltenenler… Yardımları evine, çadırına istif edenle; bana bir ekmek, bir tas çorba yeter diyerek asaletini ortaya koyanlar…

Bu sahnelerden ders alarak tövbe ve istiğfar eden, dua ve niyazla imanın tadını alarak Allah’a yaklaşanlarla; azgınlaşarak şeytana yaklaşan ve onun esiri olanlar…

Meseleyi salt sebeplere bağlayan, Allah’ın iradesini hiçe sayarak kendi dünyasında debelenenler ile sünnetullahı bir kenara bırakarak meseleyi yanlış zeminde izah etmeye çalışanlar.

Kısacası herkes imtihanını veriyor ve vermeye devam edecek.

Depremin maddi boyutu ve neden bu kadar yıkıcı olduğu, yardımların neden yetersiz ve istenilen düzeyde olmadığı, kurtarma ekiplerinin neden zamanında yetişemediği, organize ve koordinasyon noktasındaki eksiklikler yaralar sarıldıktan sonra konuşulmalı, eksiklikler tartışılmalı, ihmal ve eksiği olanlar ortaya çıkarılmalı, kim olursa olsun gereken ceza verilmelidir.

Bu afetten iki yönlü ders çıkarılmalıdır.

1-Maddi boyut: Şehrin en gözde ve yeni siteleri yerle yeksan olurken hemen yanı başında camı dahi kırılmamış, sıvası çatlamamış binaların olmasının bir izahatı olmalıdır. Fay hattı üzerinde kurulan, deprem yönetmeliğine göre inşa edilmemiş binaların inşası cinayetle eşdeğerdir. Biz kullar tedbirimizi almakla mükellefiz. ‘Deveni sağlam kazığa bağla ondan sonra tevekkül et’ şiarımız olmalıdır.

2-Manevi boyut: Allah’a karşı kulluk görevini yerine getiren, iş ahlakı ve her alandaki ahlakıyla Müslümanca bir yaşam… Dünyanın geçici olduğunun, mükâfat ve ceza diyarı değil, bir imtihan diyarı olduğunun, sadece deprem zamanı değil her an ölümün bize yakın olduğunun şuurunda olmak. Darlık ve musibette sabretmek, geniş ve bollukta Allah’a şükretmek…

 

Allah, bizleri bütün musibetlerden maddi ve manevi anlamda ders çıkaran kullarından eylesin.