Kanada, son aylarda topraklarında ortaya çıkarılan çocuk mezarlarıyla gündemde. Aslına bakarsanız gündemde hak ettiği yeri de bulmuyor.

Kanada, kendini medeni dünyanın savunucusu, dünyanın birçok yerinden kabul ettiği mülteciyi kabul etmekle övünürken, dünyanın farklı yerlerindeki ülkelere insan hakları dersi vermektedir. Gel gör ki aynı Kanada, üzerinde yaşadığı toprakların esas sahipleri olan Kızılıderili ve yerli halklara uygulamış olduğu soykırım ve asimilasyon gerçeğiyle yüzleşmekten kaçınmaktadır.

Kanada’yı sömürmek ve işgal etmek amacıyla ayak basan Beyaz Adam’a karşı yerli halklar birlik olamamış, Beyaz Adam’ın gücüne ve sömürge zihniyetine karşı koyamayarak, zulüm ve katliamlara uğramaktan kurtulamamıştır. Yerli halkı uyutmak ve sömürmek için Hristiyanlık ve Kilise devreye girmiştir.

Öldüremediklerini ve muhtaç olduğu insan kaynağını oluşturmak için Yatılı Kilise Okulları adı altında bir proje 1830’larda Kanada’da yürürlüğe konur. 

Yerli halkın çocukları zorla ellerinden alınır, aileleriyle yıllarca görüştürülmez, okullarda kendi kültürleri, dil ve inançları tamamen unutturulur, misyoner din adamlarının kontrolünde Beyaz adamın dini, dili, kültürü öğretilir.

İlki 1830 yılında açılan ve 150 bin çocuğun eğitim gördüğü 139 okulun sonuncusu, 1996 yılında kapatıldı. Biyolojik olarak bir Kızılderili ama dil ve zihniyet olarak tamamen beyaz adam, denilen garip ve ucube bir nesil ortaya çıkartılır.

Çocuklar buralarda her türlü ayrımcılığa tabu tutuldu. Cinsel tacize uğradı, fiziksel şiddet gördü. Çocukların üzerinde tıbbi deneyler yapıldı. Kimi buradan kaçtı, çoğu yetersiz beslenme ve hastalıklardan dolayı öldü. Cesetler krematoryumlarda yakıldı. Çocuk cesetleri kayıt dışı, bilinmeyen yerlere gömüldü. Geri dönmeyen çocuklar için ‘kayıp çocuklar’ deyimi kullanıldı. Geri dönenlerin kimisi yaşadıkları acı ve travmalardan dolayı intihar etti, madde bağımlısı oldu. Hayatlarının geri kalanını psikologlara gitmekle geçirir hale geldiler.

Bu okullarda kaç çocuğun öldüğü, nerelere, nasıl ve ne şekilde gömüldüğü ile ilgili net bilgi yok. Vatikan’dan sonraki en önemli arşive sahip Kanada devleti, 200 binden fazla yerli aileye ait bilgi ve yatılı okul sistemiyle ilgili 15 ton kâğıt belgeyi 1936 ve 1944 yılları arasında yakarak imha etti. Okullardaki trajedinin tüm boyutları ile ortaya çıkarılması için 2008’de Kanada’da Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu kuruldu.

Hayatta olan mağdurların 6 bininden fazlasını dinleyen Komisyon, çalışmalarını 2015'te tamamladı ve yaşananları "kültürel soykırım" olarak tanımlayarak 4 bin sayfalık rapor yayımladı.

Bu soykırım ve acıyı Brantford kentindeki Six Nations Yerli Topluluğu üyesi Geronimo Henry (84), şöyle ifade etmektedir.

6 yaşında alındığım okuldan 17 yaşında çıktım. Bu süre içinde bir erkek ve 2 de kız kardeşim daha okulda tutuldu. Erkek kardeşim bir fırsatını bularak okuldan kaçtı ve bir daha geri dönmedi. Kız kardeşimi de okul boyunca hiç görmedim. Bu okulların amacı, çocukların dilini, kültürünü ve inançlarını değiştirmekti. Ailem kiliseye inanmıyordu. Bizim kendi inancımız vardı. Aynı Afrika’dan getirdikleri insanlar gibi. Onlar Hristiyan değildi ve kendi inançları vardı… Biz bir suç işlememiştik. Sadece yerliydik. Kanada, soykırım ile suçlanmalı ve bunun hesabını vermeli. Özür dilemek, yaşananlar için yeterli değil…"

Kanada'da kapatılan Yatılı Kilise Okulların arazilerinde yapılan radar taramalarında her taraftan çocuk mezarları çıkınca ülkede infiale sebep oldu. İlk çocuk mezarı 29 Mayıs’ta British Columbia eyaletinin Kamloops kentindeki yatılı bir kilise okulunun bahçesinde bulundu. Beş on değil tam 215 ceset. 24 Haziran’da Marieval Yatılı Kilise Okulunun bahçesinde 751, 1 Temmuzda British Columbia eyaletindeki eski St. Eugene Misyon Okulu'nun yakınında 182 kayıt dışı mezar bulundu. Bu sayı kaça varır Allah bilir…

Nereden bakarsanız bakın tam bir vahşet ve soykırım…

Batı Dünyası’nın ‘Beyaz adam’ zulüm ve sömürge tarihiyle ilgili ne zaman bir haber okusam ya da dinlesem Bilge Kral Aliya’nın ‘Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur” sözünü hatırlıyor ve kendisini tekrar rahmetle anıyorum.