Müslümanlar, düşmanları tarafından bilinçli olarak yıllarca siyasetten uzak tutuldu. Buna bazen kendi içimizden âlim ve hocalar da çanak tuttular. Siyaset ayrı, din ayrı. Siyasete giren, siyaset konuşan, günah işliyormuş gözüyle bakıldı.

Araba bizim, içindekiler bizim, yakıt bizim, siyaset haram diyerek yıllarca direksiyon koltuğundan uzaklaştırıldık. Direksiyon koltuğuna düşmanlarımız oturdu. O bizi nereye, nasıl götürse mecburen gittik. Sırat-ı Müstakim yolundan çıkartılarak şeytani yollarında yol aldık.

Elhamdülillah bu düşünce artık karşılık görmüyor ve prim yapmıyor. Bütün ümmet coğrafyasında Müslümanlar bindikleri arabanın şoförü olma, ülkenin yönetimini ellerine geçirmek için büyük bedeller ödüyorlar. Düşmanlar da şoför koltuğunu Müslümanlara vermemek için her türlü hile ve oyuna başvuruyor. 

Siyaseti salt partiye indirgememek lazım. Particilik, siyasetin bir cüz’ü, bir dalı ve bir şubesidir. Ama ihmal edilemeyecek bir alandır. Biz olmazsak meydan bizden olmayanlara kalacak. Bu açıdan oy kullanıp kullanmamayı, kime oy vereceğimizi, Müslümanların ve ümmetin kazanımları açısından bakmalıyız.

Ülke olarak bugün belediyelerimize başkan, köy ve mahallelerimize muhtar, il meclislerine üye seçmek için sandık başına gidiyoruz.

Bu dönemki yerel seçimler daha öncekilerden çok farklı oldu.

Öyle vızır vızır dolaşan seçim otobüsleri, köşe başı kurulan standlar, her tarafa asılan bayraklar ve bölgesel mitinglerden eser yoktu. Belediye başkanlarından ziyade duvar ve direklerde muhtarların afiş ve el ilanları boy gösterdi.

Alışkın olduğumuz birden fazla adayın yanında sadece iki adayın yarıştığı bir seçimi de görmüş olduk.

Türkiye gibi istikrarın olmadığı, birçok dış aktörün at koşturduğu, yarının ne olacağı kestirilemeyen, darbe ve müdahalelere açık ülkelerde bir belediye seçimi; gereğinden fazla önemsenebiliyor, farklı anlamlar yüklenebiliyor. Bir belediyenin el değiştirmesinin ülkenin bekasıyla,  Kürt, Türk ve diğer halklarının kazanımıyla ne ilişkisi olabilir?

Ama taraflar öyle görüyor. 

Bu seçimle gördük ki bir araya gelmeyecek, gelemeyecekler; iş, oy ve menfaate gelince bir araya gelebiliyorlar. Tabi bu birliktelik salt oy alma ve kazanma hırsıyla mı, yoksa iddia edildiği gibi bir üst akılın tazyik ve zorlamasıyla mı oluyor?  Bu da ayrıca tartışılması ve konuşulması gereken bir mesele.

Seçim sonuçları ne olursa olsun, bütün taraflar sükûnet ve itidalle karşılamalıdır.

Kazanan mağrurlanmamalı, eline geçirdiği imkân ve olanakları şahsi ve partisel çıkarlar için kullanmaya tevessül etmemelidir. Aksine kazandığı andan itibaren bir partinin temsilcisi ya da adayı değil, bütün şehrin belediye başkanı olduğunun bilinciyle hareket etmelidir.

Makam ve mevkiler fanidir, gelip geçicidir. Kendisinin bugün oturduğu koltukta bir gün önce başkası oturuyordu. Yarın kimin oturacağı ise meçhuldür.

Kaybeden de halkı küçümsememeli, yaptığı hata ve yanlışlarını halka mal etmemeli. ‘Haklılığımı, yapacağım güzellikleri halka yeterince anlatamadım’ demeli.

İnşallah sonuçlar, ülkemiz ve mazlum ümmet coğrafyası için hayırlara vesile olur…