Allahım! Gücümün zaafa uğradığını, çaresizliğimi, insanların nazarında hakîr görülüşümü Sana arz ediyorum, Sana şikâyet ediyorum!

 

Ey merhametlilerin en merhametlisi!

Sen`sin mustaz`afların Rabbi ve Sen`sin benim Rabbim!

Sen beni kime bırakıyorsun?

Sen`den uzak olan ve gördükçe suratını asan kimselere mi?

Yoksa işimi, eline verdiğin düşmana mı bırakıyorsun?

Allah`ım! Eğer bana karşı gazaplı değilsen çektiğim mihnetlere, belalara hiç gam yemem.

Senin rahmetin ve merhametin bunları göstermeyecek kadar geniştir.

Allah`ım, gazabına uğramaktan, rahmetinden uzak kalmaktan Sen`in Vechinin nûruna sığınıyorum.

Karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahret işlerini salâha erdiren nuruna sığınıyorum!

Sen`in affın ve mağfiretin gazabından daha geniştir, Sen`in hoşnutluğunu dilerim.

Bütün güç ve kuvvet Sen`in elindedir!

Bu dua, tarihin en önemli dualarından birisidir. Taif dönüşü vücudu kanlar içerisinde kalan bir Peygamber`in (s.a.v) sığındığı bir bağda yaptığı duadır.

Çağrısı reddedilen, horlanan, hakarete uğrayan ve şehrin ayak takımı tarafından taş yağmuruna tutulan Rasûlullah`ın (s.a.v) duasıdır.

Hayatta en büyük dayanağı, kendisine ilk iman eden, ömrünü ve bütün zenginliğini İslam davası uğruna harcayan, yirmi beş yıllık biricik eşi ve çocuklarının annesi olan Hatice`sini kaybeden birisinin duasıdır.

Bu dua, o güne kadar kendisini azgın kâfirlere karşı koruyan, himaye eden Ebu Talib`ini kaybetmiş bir davetçinin duası ve yakarışıdır.

Daveti bir noktaya gelip kilitlenen, artık Mekke`ye dönme şansını kaybeden, hatta müşrik birisinin eman ve güvencesiyle girebilen, ortamı gerildikçe gerilen ve ölümle karşı karşıya gelen bir Peygamber`in (s.a.v) duasıdır.

Her şeyin bittiği, kör düğüm olduğu, sanki bu şehirde kendisine iman edecek birisinin kalmadığı bir günde, en acı günde, Hüzün yılının yaşandığı bir demde yapılan duadır.

Ve işte bu duanın karşılığı İsra`dır, Miraçtır. Rasûlullah`ın (s.a.v) bu yakarışına Rabbi Miraç hediyesiyle cevap vermiştir.

Bütün kapıların kapandığı bir demde Allah Teala`nın kuluna önce yeryüzünün, sonra göklerdeki bütün kapılarını açmasıdır Miraç.

Aslında bu Allah Teala`nın değişmeyen bir kanunudur; Kul bitip tükenmeden, dizlerindeki derman bitmeden, bileğindeki güç tükenmeden, cebindekini harcayıp bitirmeden o büyük yardımını göndermiyor.

Yani hüzün yılını yaşayanların hakkıdır Miraca yükselmek.

Biz de diyoruz ki;

Allahım! Ümmet olarak iki asırdan bu yana yaşaya geldiklerimizi, üzerlerimize yağan bombaları, topraklarımızın işgalini, kendi ülkelerimizin zindanlarını dolduruşumuzu bizim için hüzün yılı kabul eder misin?

Muhammed Ümmeti olarak yaşadığımız bütün coğrafyalarda kilitlenip kaldık Allah`ım!

Kulaklarımız dört bir yandan hayırlı haberler bekliyor, fakat beklediğimiz güzel haberleri bir türlü duyamıyoruz Allah`ım!

Gözlerimiz Muhammed ümmetinin yaşadığı diyarlardan güzel görüntülere hasret kaldı.

Bir takım çiçekler görüyoruz, “işte bahar geldi!” diyoruz, lakin baharı görmeden güzle karşılaşıyoruz, bir de bakıyoruz çiçeklerimiz soluvermiş Allah`ım!

Ufkumuz dört bir yandan kapanmış gibi, hiçbir taraftan ciddi bir ışık, bir çıkış göremiyoruz.

Hüzün yılımız dolmadı mı, bize bir çıkış, bir Miraç nasip etmez misin Allah`ım!

Biliyoruz, tam olarak benzemiyor fakat Afganistan`da çektiklerimizi, Suriye`de yaşadıklarımızı, Irak`ta yaşadıklarımızı, Filistin`de yaşadıklarımızı bizim için bir Hüzün yılı saymaz mısın, bizi de bir Hatice`sini kaybeden, amcası Ebu Talib`i kaybeden, Taif`te taşlanan, Mekke`nin kapıları yüzüne kapanan olarak kabul etmez misin Allah`ım?

Bunalıyoruz, boğuluyoruz, önümüzü göremiyoruz. Ufkumuzu açıver Allah`ım!

Ne olur şu Mirac gecesinde bizlere de bu anlamda Miracımızı yaşatıver Allah`ım!