Ve bugün Kudüs’te galip gelen cihad bu yönde yapılan cihaddır. Elbette Kassam füzelerini ve fiili olarak direnen kardeşlerimizi bir kenara atmıyoruz.

Fakat her zamankinden farklı olarak dünya kamuoyunu terör devletine karşı az çok ayağa kaldıran güç, Kudüs’ün kendisini anlatabilmesidir, Kudüslülerin bizzat kendi ağızlarından “işte biz buyuz, eşkıya da şu gördüğünüzdür” diyebilmesi ve bu gerçeği dört bir yana ulaştırabilmesidir.

Büyük âlim İmam Serahsî cihadı tarif ederken; “İslam’ı birinci ağızdan sunmaktır” der.

Bir davanın birinci elden, bizzat sahibi tarafından insanlara takdim edilmesi o dava için yapılması gereken en başta gelen bir görevdir.

Allah’ın insanoğluna verdiği nimetlerin başında “allemehü’l beyan”, kendisini ifade edebilmesi, meramını anlatabilmesi, kimliğini ibraz edebilmesi gelmektedir.

Ve bir insanın, bir toplumun uğrayacağı belaların başında, kendisinin başkaları tarafından tanımlanması, özellikle düşmanları tarafından tanımlanması gelmektedir. Kim olduğunun ve ne yaptığının başkaları tarafından isimlendirilmesidir.

Bugün Müslümanların ve diğer bütün mazlum toplumların acılarının başında bu gelmektedir.

Tabir caizse Kur’an en sert ve baştan sona cihadla dolu suresi Tevbe Suresi dikkatle incelendiğinde Allah Teala işin bu yönünü, yani fiili cihadın hedefini ve gerekçelerini gözlerimizin önüne serer.

“Dikkat edin! Yeminlerini bozan, Rasûl’ü yurdundan çıkarmaya çalışan ve saldırıyı ilk başlatan bir toplulukla savaşmayacak mısınız...?” (9/13)

Daha bir çok âyeti kerimede bu durum dile getirilir.

İnsanın kendisinin kim olduğunu birinci ağızdan sunabilmesi, uğradığı zulmü ve haksızlığı net bir şekilde anlatabilmesi, gösterebilmesi de o kadar önemlidir. Hatta bunu yaparken kötü söze bile müsaade edilmiştir ki âlimlerimiz bunun sınırlarını detaylıca izah etmişlerdir.

“Allah kötü sözün açığa vurulmasını sevmez, ancak zulme uğrayanınki hariç. Allah işiten ve görendir”(4/148)

Bugün Kudüs’te kazanılan zafer daha çok cihadın bu yönüyle kazanılmıştır. Tam istenildiği gibi olmasa da Müslümanlar kendilerini anlatabilmişlerdir. Tabi bu arada Siyonist terör devletinin kimliğini ve zulmünü de az çok ortaya koyabilmişlerdir. Ve bundan dolayı Siyonist çetenin yüzüne tükürenlerin sayısı artmıştır.

Artık şu gerçeği iyice kavramış olmalıyız: Kendimizi bizzat kendimiz tanımlama faaliyetlerine, aracıları kaldırarak davamızı birinci elden götürüp sunma çalışmalarına ağırlık vermeliyiz.

Çünkü cihadın bu yönünü ifa etmeden zafer kazanmanın imkansız olduğuna defalarca şahitlik etmiş durumdayız.

Bu vesileyle hem Diyarıbekir’in hem İstanbul’un fethini yürekten kutluyorum.