“Yok arkadaş, anlaşıldı bu insanlar hiç mi hiç akıllanmayacak” dedi, çay ocağındaki insanları göstererek.

Gerçekten de birbirlerinin ağızlarının içine girercesine sokulmuşlar, çay içiyorlar, bağıra bağıra sohbet ediyorlar. Her ne kadar bazılarında maske olmasına rağmen ortam hiç de güven vermiyor..

Kısıtlamaların kaldırılması ve özellikle iş yerlerinin açılmasıyla birlikte ülke genelinde aşağı yukarı manzara böyle oldu.

Dikkatli ve titiz insanlar vurdumduymazlardan şikâyetçiler, onlara karşı öfkeli, hatta bazıları bunu yüzlerine karşı söylüyor, maske – mesafe ve temizlik konusunda bizzat uyarıyorlar, yaptıklarının sorumsuzluk olduğunu söylüyorlar.

Bunu yapanlar bizim sorumlu davrananlarımız, hem kendilerini hem başkalarını düşünen akıllı, titiz ve disiplinli olanlarımız.

“Böyle mi olmalıydı, bir yıl boyunca çekilenlerden hiç mi ibret alınmadı, kaybedilen bu kadar can, kapalı kalan bunca iş yeri, ekonominin durma noktasına gelmesi…”

“Ve bugün geldiğimiz şu nokta. Kısıtlamalar kalktı diye böyle mi olmalıydı?”

Her halde sizler de şahitsiniz bir kısım insanımızın bu tür şikâyetlerine, belki çoğumuz da bu guruptanız.

Böylesi insanlar bir toplumda ne kadar çok olursa o toplum için elbette güzel bir şeydir.

Fakat ben diyorum ki, bu pandemi bizi bu kadarcık mı değiştirmeliydi? Sadece temizlik – maske ve mesafe alışkanlığı sağlamaktan mı ibaret olmalıydı?

Mademki ölüm çevremizde kol gezip durdu, mademki evlerimizin etrafına kadar sokuldu, mademki ölüm kapılarımızı çaldı, evlerimize kadar girdi…

Ve bütün bunlar bizim gözlerimizin önünde olupbitti, mademki bütün bunlara bizzat şahitlik ettik… Netice bu mu olmalıydı?

Değişmeli değil miydik? Önce kendimizin sonra çevremizin fark edeceği şekilde bizlerde bir takım değişiklikler olmalı değil miydi?

Mesela, şu dünya muhabbetimiz birazcık olsun azalmalı değil miydi?

Mesela, şu dünya ve dünya malı sevgisinden dolayı kırdığımız kalplere, üzdüğümüz insanlara karşı birazcık olsun değişmeli değil miydik?

Mesela, cimrilikten dolayı sıkı sıkıya yumduğumuz avuçlarımız birazcık olsun açılmalı değil miydi?

Mesela, daha da önemlisi; her an kendisine kavuşma vaktimizin yaklaştığı Rabbimizle aramızdaki soğukluğu, iletişimsizliği birazcık olsun giderme telaşına kapılmalı değil miydik?

Eğer korona salgınından öğrendiğimiz şeyler maske – mesafe ve hijyenden ibaret ise çok büyük bir zarardayız, kendimize yazık etmişiz demektir.

Hem korona tehlikesini atlattık da ebedilik mi kazandık, artık ölmeyecek miyiz?

Keşke birileri insanımızı asıl bu konuda uyarsa. Seksen üç milyon insana minarelerden her gün iki defa yapılan maske-mesafe-temizlik uyarısı arada sırada ölüme hazırlıklı olma konusunda da yapılsa diyorum.