Her mümin aynı zamanda İslam’ın bir davetçisidir, hem de aktif bir davetçisi.

Hele bir de bunun için, okuyor, yazıyor, çiziyorsa böyle olduğunda hiçbir şüphe yoktur.

Bunu söyledikten sonra bir konuyu dile getirmek istiyorum.: İslam’a davet ettiklerimize neler vaat ediyoruz veya etmeliyiz?

Efendimize Akabe kayalıklarında, "Medine'ye geldiğinde Rasûlullah'ı (s.a.v) kendi canları ve malları gibi koruyacaklarına ve daha birçok hususta" biat eden Medineli müminler şöyle söylemişlerdi.

 "Ey Allah'ın Rasulü! Biz sana bu şekilde biat etmekle bütün civar Araplara ve özellikle Kureyş'le savaş durumuna girmiş oluyoruz. Peki, sen bize ne vaat ediyorsun?" dediklerinde Rasûlullah (s.a.v) sadece "Ben de size cennet vaat ediyorum" demekle yetinmiştir.

Halbuki onlara şu vaatlerde de bulunabilirdi. "Ben sizinle birlikte en kısa zamanda bütün bölgeye hâkim olacağım. Nice savaşlarda nice ganimetler elde edeceksiniz. Benim kuracağım devlet bünyesinde sizin kiminiz kumandan, kiminiz vali, kiminiz kadı, kiminiz zekat memuru vs. olacak, zenginleşeceksiniz" diyebilirdi. Nitekim bu şekilde olmuştur da. Hatta bu şekilde olacağını Rabbi O'na haber de vermişti. Fakat O bunların hiç birisini vaat etmemiş, sadece cenneti vaat etmiştir onlara. Belki iman edip imanının imtihanını vermiş kişilere arada sırada müjde kabilinden Allah ve Rasûlünün bu tür açıklamalarda bulunduğu olmuştur.

Elbette bütün müminler ahirete ve orada karşılaşılacak nimetlerine yakinen inanmaktadırlar. Fakat görüyoruz ki davet esnasında karşısındakine ahiret nimetlerini vaat etmekten daha çok, İslam Devleti, İktidar, hâkimiyet ve bunun avantajlarını vaat etmekteler.

Peki, bu vaadimizin bir garantisi var mı? Her şeyden önce, bütün durumlarda dünyevi bir zafere ereceğimizin bir garantisi var mı?

Daha çok Müslümanların kendilerinden kaynaklanan hatalardan dolayı söz konusu hedeflere ulaşılmadığı durumlarda, daha da önemlisi, dünyanın birçok yerinde İslami hareketlerin dünyevi zafere ulaşamamaları, katliamlara uğramaları davet ettiğimiz kimseler üzerinde olumsuz, hatta caydırıcı etkiler yapacaktır. Öyleyse biz garanti olana yönelelim, garanti olanı vaat edelim, ebedi olanı vaat edelim.

 Müminlerin bugün bu hususu yerine getirmeyişlerinin en büyük sebebi, günün belirli vakitlerinde Kur'an ve mealinden uzak kalmaları, Kur'an'ı gündemlerine almayışlarındandır.

Eğer böyle yapsalardı göreceklerdi ki, Kur'an baştanbaşa cennet ve cehennem sahneleriyle doludur.

Kısacası davetçi mümin gündemine Kur'an’ı almalıdır, oradan dipdiri bir ahiret yakınlığı elde etmeli, sonra da bunları muhatabına aktarmalıdır.