Olayları, direkt veya dolaylı olarak etkileyen birçok aktör ve bu aktörlerin yaptığı çok farklı hesaplar mevcuttur. Özellikle tavır belirleme noktasında çok dikkatli olmak lazımdır. Bu isyan dalgası içerisindeki bütün aktörleri bir görmemek gerekir. Her coğrafya için küresel ve yerel aktörlerin kalkış noktaları ve ilişki biçimleri farklılaşabilmektedir. Bu değişim ve dönüşüm belki de yıllarca sürecektir. Bir bölgenin ve kültürün çehresini tamamen değiştirecektir. Süreç son derece karmaşık ve belirsizdir. Bu karmaşık ve zor süreçte küreklere en fazla asılan kazanacaktır.

Özellikle bu isyanların içinde yer alan bazı yerli aktörlerin küresel aktörlerle olan ilişki biçimleri son derece endişe vericidir.  Şu anki kronikleşmiş problemlerin temelinde bu ilişki biçiminin yatığı unutulmamalıdır. Kurtlar, küresel çobanlığı devam ettikçe, gözyaşı ve kan da eksik olmayacaktır. Kurtarın, sivilleri koruma(!) iddiasına tüm yerel aktörlerin şiddetli bir reddediş ve ilkeli bir duruş ile karşılık verememeleri düşündürücüdür. İslam ümmetinin küresel aktörlerle ilişki konsepti değişmedikçe, hiçbir köklü sonuç alınamaz. Kazanımlar, isim değişikliklerinden öteye geçemeyecektir. Bu sistem var oldukça da yeni diktatörlerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Çünkü mevcut diktatörleri de zamanında benzer şekillerde başa getirip firavunlaştıran, yine İslam Alemi`ne karşı oluşturulan bu küresel komplo idi.

Haçlıların süreci kontrol etme, halk ayaklanmalarını sulandırma ve mecralarından saptırma gayreti var. Şu an yaşanan hadiseler, o kadar çok faktörün tesiri altında ki, bu faktörler, isyan dalgasının her an istikametini değiştirebilir. Herkes sivil halk konusundaki hassasiyetleri bahane ederek gizli ajandalarını devreye sokmaya çalışıyor. “Her kriz yeni fırsatlar yaratır.” kaidesini kendi cephelerinden uygulamaya çalışmaktadırlar. Yeni müttefik ve devşirme sistemler ihdas etmeden tutun, ta güvenlik kaygılarından doğan panik ve endişe ile milyar dolarlık silah satışı yapmaya çalışmaya varıncaya kadar, her alanda krizi fırsata dönüştürmenin telaşı yaşanıyor.  Küresel çapta jandarmalığa soyunan Batılı devletler, adeta ortaçağ korsanları gibi, durumdan vazife çıkararak ve uluslar arası kuruluşları da paravan olarak kullanarak, her tarafa saldırıyorlar. Fransa`nın bombardımanından geçenlerde, kargaşanın yaşandığı Fildişi de nasibini aldı. Gidip gelen güçler dengesinde, Batılılar karşı cephelerin güç, vaat ve ileride yapmayı taahhüt ettikleri işbirlikçiliklerine göre tavır alıyorlar.

İslam Alemi`nde ise, Batılıların bu pervasızca ve tüm kuralları hiçe sayan politikalarına karşı dişe dokunur bir tepki yok. Haçlı bloğuna karşı bir İslam bloğu ve ümmet ruhu yok. Bu da Batılıları daha da pervasızlaştırmaktadır. Temel insan hakları ve evrensel değerler, mütecaviz emellere kalkan yapılmaktadır. Hatta ilerisini göremeyen bazı kurum ve şahıslar, bu müdahalelerin göreceli sonuçlarına bakarak süreci memnuniyet ile karşılamaktadırlar. Ama bilelim ki, bunların ileride çok ciddi zararları ortaya çıkacaktır. Bize ait olan bir dinamizm, bizi köleleştirecek yeni bir prangaya dönüştürülmek istenmektedir. Bu tehlikeye dikkat çekmek ve karşı koymak için Müslümanlar maddi ve entelektüel sermayelerini seferber etmek durumundadırlar. Yarın bu iş için çok geç olabilir. Başladığımız yerin daha gerisine düşmemiz ihtimali bile söz konusu olabilir. Nice sefer değerlerimiz bizden çalındı ve bize bir silah olarak doğrultuldu. Gelenler, gidenleri aratır oldular. Süreci başlattıktan sonra bu süreci idare edememe, başlatamamaktan daha kötüdür. Süreç kontrol altına alınıp iyi idare edilemez ise, sosyal ve siyasal devrim kaynakları heder olur. “İbret almayan, ibret olur. “düsturu hatırlanmalı ve Haçlıların bağrımıza uzanan ellerinin anlamı iyi idrak edilmelidir. Daha Afganistan ve Irak örnekleri önümüzde duruyorken bir devrim sürecini öz dinamiklerine dayandırmak yerine, emperyalist unsurlara dayandırmak çok acı sonuçlar doğurur. Haçlılardan medet umarak ve onların, büyük tavizler karşılığında verdikleri destekle devrim yapmak asla mahrumların devrimi olamaz. Olsa olsa Küresel emperyalist düzenin değirmenine su taşımak olur. Kazançlar ve kayıplar iyi analiz edilmelidir.

Bu ortam aslında bir yönü ile Müslümanlar açısından birçok faydalı projeyi hayata geçirmek için çok uygun bir zemindir. İslami hareketler ve halklar; devlet ve kurumların aciz kaldığı ve harekete geçmediği bu ortamda ciddi roller üstlenebilirler. Çünkü şu an herkes bu dalgayı kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır. Bu fırtına dinmeden fazlası yapılmalı, gerekirse bedeller ödenmeli ama süreç ve kazanımlar asla emperyalistlere teslim edilmemelidir. Yoksa kurtlar jandarmalık yapmaya ve kendi kanunlarına göre adalet(!) yaymaya ve sivillere sahip çıkmaya(!) devam edeceklerdir. Uluslararası kaideler yeniden ve daha zalimce yazılacak ve mahrumları kanlarının gülistana dönüşmesi bir başka bahara kalacaktır. Ezilmişlerin ve mazlumların zaferi ile sonuçlanabilecek bir kalkış, emperyalizmin sömürü ve zulüm politikalarının mezesi olmasın.