Recep ile başlayan, Şaban ile devam eden Rahmet ikliminin son ve en önemli ayı olan Ramazan Ayı’na dahil olmuş bulunmaktayız. Her zaman olduğu gibi bu yıl da en ihtiyaç duyduğumuz anda rahmet esintilerini üzerimize serperek misafir oldu bize… Tam da kalplerimizin katılaştığı, ibadetlerimizde gevşemelerin başladığı, sünnet ve nafile ibadetlerimizi işlerimizin yoğunluğuna feda ettiğimiz, neredeyse tesbihat, dua ve zikirleri hayatımızdan çıkarma eğilimine girdiğimiz bir anda yetişti imdadımıza Ramazan…

Geçen Ramazan Ayı’nda teslim ettiğimiz hatimlerimizden sonra kitaplıktaki yerine bıraktığımız ve belki çoğumuzun bir daha açmadığı, bu yüzden de içimizde tanımlayamadığımız koca boşluğun sebebi olan Kur’an’sızlığa son vermek üzere geldi Ramazan… Yerlerin ve göklerin nuruyla aydınlandığı Kelam-ı İlahi’nin yüreklerimizin pasını, kirini, katılığını giderecek olmanın sevincini yaşıyoruz bugün…

Dünyaya dalmışlığımızı, ahireti ikinci plana atmışlığımızı, İslami hassasiyetlerimizin yozlaşmışlığını, evlerimizde sünnet eksenli yaşamdan uzaklaşmışlığımızı, ailevi sohbetlerimizde dini konulara çok da yer vermeyişimizi, İslami çalışmalardaki pasifliğimizi, gaflet içine girmişliğimizi yüzümüze bir şamar gibi indirip silkinmemiz için tam zamanında geldi Ramazan…

Başı Rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan mübarek Ramazan Ayı ile kendimize gelecek, misyonumuzu yeniden hatırlayıp bu doğrultuda daha çok çaba gösterme gereksinimini iliklerimize kadar hissedeceğiz. Kul olduğumuzu, kulluk için yaratıldığımızı, kulluğun mezara girinceye kadar Allah rızası doğrultusunda yaşamak olduğunu idrak edip kul gibi hareket etme eğilimine gireceğiz yeniden…

Efendimiz aleyhisselatu vesselamın haber verdiği üzere daha ilk gecesinden şeytanlar ve azgın cinlerin zincire vurulmasıyla özgür kalan nefsimizin kötülüğü emredici şerrinden kurtulmuş olacak ve daha önce yaptığımız hatalardan, kötülüklerden, belki günahlardan tevbe etme imkânı bulacak ve Allah’ın mağfiretine sığınacağız Allah’ın izniyle... Cehennem kapılarının kapandığı, cennet kapılarının ise tamamen açıldığı bu mübarek ayı bir başlangıç kılarak kalan ömrümüzün tamamını cehennemden uzak, cennete yakın ameller içinde geçirmemiz için bir fırsat olarak geldi Ramazan…

Evet, her zamankinden daha hüzünlü, daha mahzun, daha buruk bir anımızda geldi, ama aslında yine tam zamanında yetişti Ramazan… Ümmet olarak sınıfta kaldığımız, fiili olarak en küçük bir adım dahi atamadığımız, tamamen yalnızlığa ve siyonistlerin insafsızlığına terk ettiğimiz Gazze ve Gazzeli kardeşlerimiz için en azından ellerimiz daha bir aşkla, daha bir şevkle, daha bir içten duaya kalkacak bu mübarek günler hürmetine… Gün boyu aç ve susuz kalmanın zorluğu, Gazzeli kardeşlerimizin günlerdir bir lokma ekmeğe, bir yudum suya hasret oluşlarını daha iyi anlamamızı sağlayacak, bizi daha anlamlı adımlar atmaya zorlayacak Gazze konusunda…

Günahın alenileştiği, çirkefliğin hayatın her alanında kendine yer bulduğu, yalanın ve sadakatsizliğin insani ilişkilerde normalleştiği, kavimlerin helak olma sebepleri olan kötülüklerin gözlerimize sokulduğu ve ne yazık ki Müslüman olarak tüm bunlara fiili ve kavli müdahale yerine sadece kalple buğzetme kolaylığına kaçtığımız asrımızda, kurtuluşun ancak vahyin aydınlığında yürümekle olacağını göstermek için geldi Ramazan… Çünkü Vahiy yani Kur’an bu ayda inmeye başladı ve Vahiy, Ramazan’ı; Ramazan ise Vahyi hatırlatıyor aslında…

Yeni bir Ramazan ile vahyin gölgesi düştü üzerimize yeniden… Vahiy yani Kur’an ve onun tefsiri olan sünnet ne istiyorsa bizden, öyle yapalım; nasıl olmamızı istiyorsa, öyle olalım; nasıl yaşamamızı istiyorsa, öyle yaşayalım; nasıl ölmemizi istiyorsa, öyle ölelim… Kur’an’ın bizden istediği gibi; “De ki: Şüphesiz benim namazım, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, Âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am Suresi: 162) diyelim ve dediğimizi yapalım…

NAŞİT TUTAR