Bir kaç gün önce bitişik sitemizde bir hareketlilik gördüm. Apartman sakinleri siteye inmiş, ambulans ve polis ekipleri de var. Polis memurları site sakinleri ile konuşuyor. Ne oldu diye merak ettim? Sordum ne olduğunu? Öğrenince çok sarsıldım!

Ne mi olmuş! Henüz 13 yaşında bir kız çocuğu 6. kattan düşüp hayatını kaybetmiş.

Düştü mü acaba dediğinizi duyar gibiyim. Evet, ben de düştü mü intihar mı etti? diye düşünmeden edemedim.

Ama her ne olursa olsun sonuç itibariyle 13 yaşında bir kız çocuğu hayatını kaybetti. Eminim ailesi için de çok zor bir durumdur.

Ne oldu, ne yaşandı acaba? soruları aklımıza geliyor.

Huzurun, şefkatin, merhametin, dayanışmanın, dertleşmenin, sevgi ve saygının olduğu aile ocağında neler yaşandı kim bilir?

Maddi ve manevi yapılan tüm iyiliklerin karşılıksız yapıldığı, psikolojik ve ruhsal rahatlamanın olduğu aile kurumunun şiddet ve cinnet halinin yaşandığı ortamlara evirilmesi...

Neden bu hale geldik?

Niçin bunun önüne geçilmiyor?

Gencecik bedenler neden hayattan koparılıyor?

Şahit olduğumuz olayların benzeri olaylara her gün şahit oluyoruz.

Bu yaşanan sorunların salt bireysel sorunlar olduğunu düşünmüyorum. Bu sorunlar bireysel olduğu kadar toplumsal, ekonomik, hukuki, ahlâkî, siyasi ve daha birçok yönü olduğu kanaatindeyim.

Özellikle gençlerde intihar vakalarının en büyük sebebi; manevi yoksunluk, batı tarzı yaşam şekli, sosyal izolasyon, yalnızlık, hırçınlık, aidiyet duygularının yitirilmesi, kültürel yozlaşma, değerlerin yitirilmesi, büyüklere saygı küçüklere sevginin olmaması, rol model olarak manevi şahsiyetler yerine topluma kötü örnek olan sözde sanatçı çevrelerinin seçilmesi, anne-babayı değersizleştiren batı kültür emperyalizminin algılarına kapılması, umutsuzluk, korku ve nihayetinde çaresizlik.

Geçenlerde bir baba, geç saatlerde gelen oğluna nasihat edip erken eve gelmesi konusunda uyarması üzerine, baba evladının bıçaklı saldırısına uğradı. Hemen her gün bu türden şiddet haberleri ile sarsılıyoruz. Aile içi şiddet haberleri toplumun düştüğü anomaliyi gözler önüne sermektedir. Aile ocakları sürekli huzursuzluğun, kavganın, cebelleşmenin yaşandığı kurumlar haline geldi.

Evet, şiddetin bütün türleri yıkıcıdır, canımızı acıtır. Fakat en can yakıcı olanı ise aile içinde yaşananıdır. Çünkü sadece muhatap olduğu kişiler değil tüm toplumu etkiler.

Yaşanan her olayın bir görünen yüzü ile birlikte bir de görünmeyen yüzü vardır.

Aile içi yaşanan olayların görünen yüzü psikolojik ve ruhsal çöküntü...

Görünmeyen yüzü ise toplumda yaşanan ahlâkî yozlaşma, şiddetin TV ve sosyal medya mecralarında teşvik edilmesi, alkol ve uyuşturucu maddelerin giderek daha yaygın ve erişilebilir olması, ekonomik sıkıntıların yaşanması, manevî boşluk ve en önemlisi de görsel, işitsel ve zihinsel olarak insanların batı kültürüne göre yetiştirilmesinden kaynaklanıyor.

Batı kültürünün etkisindeki aile yapısı, bencil, benmerkezci, sadece kendi çıkarlarını düşünen, biz değil ben olmaya dönük, sıkı bağların, duygusal bağlılığın olmadığı yapılardır.

Batı tarzı aile yapıları aile bireylerini birbirlerine karşı tahammülsüz hale getirerek, vicdan, merhamet, sevgi ve şefkat duygularını söküp atıyor.

Bireylerin kendilerini en çok güvende hissettikleri kurumun aile olmasını beklerken, aile içinde yaşanan olumsuzluklar umutları çökertiyor ve gittikçe güven duygusunu bitiriyor.

Oysa aile kurumu için bireyin, toplum için aile kurumunun beden ve ruh sağlığı çok önemlidir.

Aile kurumu neslin biyolojik ve ahlâk yönünden daha sağlıklı yetişmesinde büyük işleve sahiptir.

İyi bir aile kurumu sadece aile fertleri için değil bulunduğu toplum için, ülkesi için, hatta bütün dünya için önemlidir.

Toplum için önemli olan toplumun devamını sağlayacak, ahlaklı, topluma katkı sunan bireylerin yetişmesidir.

Bütün bu yaşananların önüne geçebilmek, intihar, cinnet ve cinayetlerin önünü alabilmek için hem toplumsal hem de devlet düzeyinde bir çalışmanın başlatılması artık kaçınılmaz olmuştur.

SEMA YARAR