Günümüzde en fazla ihtiyaç duyduğumuz, dertlendiğimiz ve belki de özlemini çektiğimiz, hasreti ile yanıp tutuştuğumuz bir grup insan vardır. Anlatılıyor ya; Hz.Ömer(r.a) bir cemiyetle otururken

Herkese şöyle demiştir: "Her kişi bir duada bulunsun ve herkes hayalini söylesin, özlemini

söylesin bugün ya da! "Rabbinden ne isterse onu zikretsin. Hani hepimizin bir hayali vardır... Bir düşü vardır... Bir duası vardır herkesin... Herkes saymış, Allah yolunda şu kadar develerim olsun infak edeyim. Şu kadar altınlarım olsun Allah yolunda harcayayım. Şu kadar gümüşlerim, saltanatım, vesaire saymışlar. Hz. Ömer(r.a)'a sıra gelince: "YaÖmer! Senin duan nedir? Özlemin nedir? demişler. Hz. Ömer efendimiz ellerini açarak şöyle dua etmiş; "Ya Rabbi! Bana şu oda dolusu kadar Muaz'lardan nasip et! Şu oda dolusu kadar Musab'lardan nasip et" der.

Para bulunur, mal ve mülk bulunur ama adam bulunmaz. Varlığın içerisinde yokluk yaşıyoruz. Bu sözleri Hz. Ömer efendimiz söylüyor devletin belediyeciliğin, sosyal belediyeciliğin kurulduğu, kurumsallaştığı ve kurumsallığın oluştuğu bir dönemde söylüyor. Günümüzde bu kadar imamhatip var, bu kadar ilahiyat fakültemiz var ve bu kadar Kur’an kurslarımız var... Sayarız. Bunlarla övünüyoruz. Ama yokluk çekiyoruz. Neyin yokluğunu çekiyoruz? Neyin özlemini çekiyoruz? Şu kadar hafızın mı? Yoksa alim, ulema, okumuş, bilgili fikir sahibi insanın mı? Hayır, bizim özlemini çektiğimiz bir grup insan vardır. İnanın mezuniyeti ne, nereden hangi okulu bitirdiğini hiç sormuyorum. Bizim özlemini çektiğimiz dertli adam, derdi olan adam portresidir.

Derdinin rengi ne olursa olsun, bir şeye gönül vermiş, bir şeye sevdalanmış, bir davanın uğrunda varını yoğunu kaybetmeyi göze almış insanlara ihtiyacımız var. Bu kadar okuyanımız, bu kadar bilgili insanımız içerisinde bana göre acizane yetiştirmemiz gereken birbirimize virüs gibi yaymamız gereken bir hastalığımız var. Dert ortağı yapmak. Uğrunda öleceğimiz bir davamız olmadıktan sonra hangi okulda okuduğu, hangi bölümü bitirdiği, ne makam, mevki sahibi olduğunun hiçbir önemi yok. Dertli olmanın sırrı da bir şeye sevdalanmak ile oluşur. Durduk yere dertli olamazsınız. Bunu söylerken; Ya neye dertleneyim? Ne derdi? Gibi sözler bizlere ancak zevklerimizi dertlerimizmiş gibi gösterir. Zevklerimiz dertlerimiz olur. Ama asıl davamızı dert edinmek için o yola bizim deli olmamız lazım. O yolun yolcusu olmamız lazım. Bu da yine arkadaşlıktan geçiyor. Cemiyetleşmekten ve cemaat olmaktan geçiyor. Eğer buluştuğumuz, koşuşturduğumuz, dertlendiğimiz, dertleştiğimiz, oturup kalktığımız ve arkadaşlarımız bir davanın dertlisi ise, bize de mutlaka bir şeyler siner. İşin özü dertli bir ortağımız olsun. Dertli bir kardeşimiz olsun ve kendimize dert edindiğimiz bir davamız olsun. Her daim şunu kendimize söyleyelim: "Dertlerimiz velinimetlerimizdir." Rabbim dertlerimizi ulvi dertlerden eylesin. Dertlerimizi! ziyadeleştirsin. Her birimizi davamızın dertlisi ve delisi eylesin. Amin.

TAHA ÖLMEZOĞLU