SİYASET GEMİSİ/KÖŞEDEN KÖŞEYE

MİLLETİ İBRAHİM Mİ, MİLLİ ROTA MI?

Arslan Bulut (Yeniçağ):

“Terör konusunda da Onur Öymen'in kitabında anılar var:

‘Başbakan Necmettin Erbakan, 1996 yılında, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'i, Çankaya'daki Çamlı Köşk'te misafir etmektedir. Görüşmede Onur Öymen de bulunmaktadır. İki lider arasında şöyle bir diyalog geçer:

Erbakan: Ülkenizdeki Müslüman Kardeşler'in durumunu biliyoruz. Hepimiz Müslümanız. Acaba onları affetmeyi düşünmez misiniz?

Hüsnü Mübarek: Sayın Başbakan. Müslüman Kardeşler, bir terör örgütüdür. Siz onların benim hayatıma kastettiğini biliyor musunuz?`

Dış politikada olumlu gelişmeler var; ama bugün Türkiye, hala doğru rotaya girmiş değildir! Türkiye, "Müslüman Kardeşler Enternasyonali" ve "Milleti İbrahim" fikri yüzünden milli rotasını şaşırmıştır!”

Yazıdan üç sonuç çıkarıyoruz:

1-Merhum Erbakan, sıkıntı çeken Mısır Müslümanları için bir şeyler yapmaya gayret etmiş.

2-Hüsnü Mübarek de eski ve yeni Firavunlar gibi klasik iftira kampanyasına devam etmiş ve tarihi boyunca silahlı mücadeleyi reddetmiş İhvan-ı Müslimin hareketini suçlamıştır.

3-Arslan Bulut, “Milleti İbrahim” karşıtı ve “Milli rota” taraftarıdır.

Bu üçüncü madde üzerinde biraz daha durmak istiyorum.

Arslan Bulut, “Milli rota”ya ne anlam yüklüyor, bilmiyorum; ama “Milleti İbrahim”e karşı bir şeyi kast ettiği açıkça ortada.

Peki nedir “Milleti İbrahim”?

Al-i İmran suresi 95. Ayet:  “De ki: "Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in milletine (dinine) uyun. O, müşriklerden değildi."

Hz. İbrahim, bir muvahhid, bir “hanif”tir.

“İbrahim`in milleti”, “İbrahim`in dini” demektir ki, bu “Tevhid dini”dir.

Sonuç olarak…

Allah, “İbrahim`in milletine uymayı” emrediyor, Arslan Bulut, “Milli rota”ya çağırıyor.

Bu arada “Milli” kelimesinin de “Dini” anlamına geldiğini; ama Arslan Bulut`ın bundan kastının etnik anlamda bir ırkı ya da ulusu kastettiğini belirtelim.

Metin Münir (t24.com):

“Hristiyanlık İngiltere`ye üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda girdi.

Ama İngilizler İncil`i İngilizce okumak için bin yıldan fazla beklemek zorunda kaldılar.

Hristiyanlıkların ilk çağlarında, Katolik ve Roma`da oturan Papa`ya bağlı oldukları için İncilleri, Roma İmparatorluğu`nun dili olan Latince idi.

Türkler nasıl bugün anlamadıkları Arapça bir Kur'an ile ibadet ediyorlarsa İngilizler de anlamadıkları Latince bir İncil`e mahkûmdular. (…)

Bin yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen dualar, hâlâ, birçok hoca dâhil, kimsenin anlamadığı Arap dilinde ediliyor. Peygambere ait olduğu şüpheli sözler, sünnet, Türkçeye çevrildi ama Türkçe Kur'an kabul görmüş değil.

İnsanın anlamadığı kelimelerle Tanrı ile bağ kurmasında neden bu kadar ısrar ediliyor?

Çünkü Müslümanlığı siyasilerin ve hacı hoca takımının elinde silah yapan şey, Kur'an`ın kitleler tarafından anlaşılmamasıdır.”

Metin Münir`in meselesi ne biliyor musunuz?

Klasik batıcı zihniyetle İslam hakkında yorum yapma…

Bakın “Batılı” demiyorum, çünkü “Batılı” oryantalistlerin tüm kötü niyetlerine rağmen eleştirdikleri konularda bilgi sahibi olduklarını herkes bilir.

Ama Metin Münir gibi “batıcılar” öyle değil!

Müslümanların hiçbir zaman “Kur`an tercüme edilmesin” diye bir çabaları olmamıştır.

Vakıa Metin Münir`in dediğinin tam zıddıdır.

Bakın konuya dair bazı bilgiler vereyim.

İlk Türkçe Kur`an tercümeleri araştırmacıların ittifak ettikleri görüşe göre 10. Ve 11. Yüzyılda yapılmıştır. Yani bundan bin yıl önce…

Meşhur eser Atabetü`l Hakayık`ta bazı ayetlerin tercümesi vardır.

Kur`an`ın Farsça`ya tercüme edilmesi İslam`ın ilk dönemlerindedir.

Muhammed Hamidullah'ın verdiği bilgiye göre, Avrupa'da ilk Meal çalışmaları 1141'de başlamış ve Kur'an bu tarihlerde Latince'ye çevrilmiştir. İtalyanca'ya 1513, Almanca'ya 1616, Fransızca'ya 1647 ve İngilizce'ye de 1648'de tercüme edilmiştir.

Liberal sola bir tavsiye: Cahili olduğunuz alanlarda bu kadar cesur olmayın, çok sırıtıyor.

Şüpheli sözler, sünnet, Türkçeye çevrilmiş; ama Türkçe Kur'an kabul görmemiş!

“Türkçe Kur`an” diye bir şey yok, Kur`an`ın Türkçe tercümesi ya da meali vardır.

Ama demek ki Metin Münir`in kafası Kemalist tek parti döneminin “Türkçe ezan”, Türkçe Kur`an” dayatmalarında kalmış.

Beril Dedeoğlu (Star):

Suriye`de altı yıldır süren iç savaşta, bugün başlanılan noktaya geri dönülmüş gibi gözüküyor. İktidarda Esad vardı, bugün yola yine onunla devam edileceği anlaşılıyor. Esad`a yeni bir anayasa yapması ve seçimlere gitmesi önerilmiş, o da reddetmişti; şimdi yine aynı noktaya gelindi. (…)

Suriye`de Rusya-İran tarafından desteklenen Esad`ın denetlediği alan, Türkiye`nin desteklediği kesimlerin alanı ve ABD`nin el verdiği ve PYD`nin denetlediği üç alan bulunuyor. Bundan sonra hangi gruplar bir araya gelirse gelsin ve nasıl bir yapı öngörürlerse görsünler, meselenin gelip takılacağı yer, coğrafyalar üzerindeki otoriteler olacak.

Bu durumda Türkiye, öncelikle rejim mağdurlarının yönetimde ağırlıklı temsili konusunda baskı yapabilir, ayrıca çatışmasızlık bölgelerinin silahlardan arındırılmış tampon bölgeler olmasında ısrar edebilir. Bu arada PYD`ye mesafe koyabilecek Kürt gruplar var ise onları kazanmaya yönelebilir. Ve tabi en önemlisi, Rusya`nın bu denli belirleyici hale gelmesi karşısında temkini elden bırakmaması gerekir. Zira PKK-PYD`nin el değiştirmesi mümkün; zaten Rusya bunu ima ediyor. Rusya bu imayı sürdürdükçe ABD yardımları artırıyor, ABD PYD`yi destekledikçe Türkiye ile arası açılıyor, ABD ile Türkiye`nin arası açıldıkça da Putin pek memnun oluyor.”

Beril Dedeoğlu, manzaranın resmini iyi çekmiş. Neredeyse başa dönüldüğü konusu doğru. Bunun yanı sıra Türkiye`nin yapması gerekenler konusunda önerdiği gibi, mağdur kesimlerin yönetimde seslerinin çıkması için çaba harcama, tampon ve çatışmasızlık bölgeleri oluşturma da oldukça önemli konular.

Bu arada “PYD`ye mesafe koyabilecek Kürt grupları kazanma” önerisi ilginç. Aklıma hemen bundan 3 sene kadar öncesi geldi. Esad muhalifi kişi ve grupların Türkiye`de toplantılar düzenlediği, Menaf Tlas gibi eski Baas`çılara protokol uygulandığı dönemler… O dönemde PYD şimdiki kadar güçlü değildi ve muhalif grupların içerisinde öne çıkan başka Kürt grupları vardı.

Türkiye o dönem Kürt grupların muhalefet içerisinde güçlenmemesi için elinden geleni yaptı. Kürt muhalefetinin bütün talepleri bir bir reddedilince, Esad ile eskiye dayalı ilişkileri olan PYD ön plana çıktı. Meşal Temo gibi Kürt hareketinin önemli isimleri PYD-BAAS ortak suikastlarıyla tasfiye edildi.

Ve PYD tüm alana hakim oldu.

Evet, yine de PYD karşıtı Kürt grupları ve potansiyelleri var; ama bu Türkiye`nin bunlarla işbirliği yapabileceği anlamına gelmiyor. O grupların çoğu Barzani`ye yakın ve Türkiye, anlaşılmaz bir siyasi hamleyle “müttefik” olduğu Barzani`yi karşısına aldı.

O yüzden Beril Dedeoğlu`na tavsiyem, Suriye`yi değerlendirdiğinde Irak ile beraber değerlendirsin, yoksa eksik kalır.

Ahmet Kekeç (Star):

“Soçi`den çıkan mutabakat, Suriye`de terör devletçikleri oluşturmaya çalışan Amerika`yı üzdü, bunu anlıyoruz da, “Şam`da Cuma namazı” vizyonunun sahipleri ve onun destekçisi medya neden üzgün, anlaşılabilmiş değil.

Erdoğan ne söylerse söylesin, tersini savunmaya memur edilmiş sayıyorlar kendilerini ve tersini savunuyorlar.

Ne tuhaf yaratıklar bunlar!

Erdoğan “Katil Esed” dese, “Bütün komşularımızla düşmanız, böyle dış politika olmaz” diyorlar.

Şam yönetiminin de Suriye üzerinde tasarruf hakkı bulunduğu söylense, “Sen katil Esed`e el mi uzatıyorsun?” diyorlar.

Ne dedikleri, neye itiraz ettikleri belli değil!”

Önce kısa bir genel değerlendirme yaptıktan sonra A. Kekeç ile ilgili de bir şeyler söyleyeceğim.

Basında bu aralar ilkesi, değeri, ölçüsü olmayan garip bir polemiktir gidiyor.

Bu kez büyük oranda işin içerinde Kemalistler ile solcular yok! Onun yerine “Reisçiler” ile “Hocacılar” ya da “Ak Parti basını” ile “İslamcılar” arasında bir tartışma…

Tartışma dedikse öyle yumuşak falan değil!

Kurtuluş Tayiz adlı eski bir PKK`lı Ak Parti basınında şöyle garip bir cümle kurdu: “Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın, Mustafa Kemal Atatürk`ü siyasi ve ideolojik olarak istismar eden grupların tekelinden çıkarma çabası, Atatürk`ü CHP`ye bırakmayacağını göstermesi ve 10 Kasım törenlerinde bunun altını kalın harflerle çizmesi, en fazla İslami kisveye bürünerek mahallede dolaşan münafıkları rahatsız etti.”

Tayiz`in sözleri çok tepki çekti.

Karar Gazetesi yazarları açık bir şekilde Erdoğan eleştirileri yapmaya başladılar ve bu da bir kesimi çok rahatsız etti.

Salih Tuna ve Kenan Alpay birbirleri için ağır laflar kullandılar.

Görünen o ki, tartışma daha da sertleşecek.

İyi bir polemikçi olan Ahmet Kekeç de bu yazısında Erdoğan karşıtlarına üslubunca had bildiriyor.

Ama bir ifadesi var ki, çok sıkıntılı.

“‘Şam`da Cuma namazı` vizyonunun sahipleri” diye aklınca Davutoğlu taraftarlarını eleştiriyor; ama hani Cuma Namazı olmasa da “Şam`da namaz kılacağız!” diyen biri daha var.

Kim biliyor musunuz?

Recep Tayyip Erdoğan!

O yüzden Ahmet Kekeç gibi usta bir polemikçiye bu basit hatayı yakıştıramadım.