Geçen hafta boyunca CHP eski milletvekili Zülfü Livaneli’nin Baykal ile ilgili açıklamaları gündemdeki yerini korudu.

Ama aslında söylenenler sadece bu değildi. Hatta daha çok üzerinde durulmasını beklediğim başka şeyler söyledi.

Bir televizyonun canlı yayınına telefonla bağlanan Livaneli, mesela, "CHP, DSP ve SHP sol değil" gibi bir açıklama yaptı.

“Kime göre?” diye sormaya gerek yoktu tabii, çünkü Livaneli kendini “tanımlama mercii” olarak görüyordu.

Bunun üzerine Hasan Basri Yalçın, Livaneli'ye "Merak ediyorum, Atatürk'ü solcu olarak tanımlar mıydınız?" sorusu üzerine şu yanıtı verdi:

"Hemen söyleyeyim, ben çok yazı yazdım bu konuda. Atatürk solcu değildi tabii.

Kafanız karıştı değil mi?

1923-38 arasına baktığımızda Atatürk’ün yaşam tarzı olarak dindar- muhafazakar da olmadığını söyleyebiliriz. Tabii yakınlarının ve bazı tarihi verilerin ışığında bunu söylüyoruz.

Başka ne kaldı?

Yani “Atatürk solcu değilse sağcı mıydı?” diye sormak isterdik Livaneli’ye.

Sağcı ise bunca zamandır solcu sanatçı ve yazarların güzelleme ve övgülerini nereye oturtacağız?

Aslında mesele Atatürk’ün sağcı ya da solcu olması değil, sağcı ve solcuların Atatürk’e dayanarak kendi ideolojilerine alan açma çabasıdır.

Araştırmacı yazar Emrah Gülsunar, güzel izah etmiş:

“Behice Boran ve Alparslan Türkeş gibi aşırı sol ve aşırı sağdan birbirine tamamen zıt iki siyaset insanı Atatürk’ü sahiplenebilmiş ama birincisi onun cumhuriyetçi ve laisist yönüne ağırlık verirken, ikincisi Türkçü ve solidaritist yönünü ön plan çıkarmıştır.”

4.DOZ

Sağlık sektörü küresel kapitalizmin en çok at koşturduğu alanlardan biridir.

Büyük ilaç firmalarının başına geçen, insan ya da hayvan sağlığını aslında hiç önemsemeyen kişilerin sadece kazancın artırılması için her yola başvurabildikleri söyleniyordu. İnsanlar kobay olarak kullanılıyor, ilaçların kimi yan etkileri gizleniyor, ilaçların sebep olduğu hastalıklara karşı yeni ilaçlar yapılarak sektörün canlılığı muhafaza ediliyordu.

Sorun meseleye şirket mantığıyla yaklaşılmasıydı.

Yani öyle söyleniyordu.

Ama sonraları öğrendik ki, sağlıkçıların yönetici olması da durumu düzeltmiyor.

Bunları aşı firmalarının açıklamaları üzerine yazdım.

Alman menşeli aşı firmasının yöneticisi Koronavirüs için 3. Doz aşının gerekli olacağını söylemiş.

İlk başlarda aşının dünyaya daha fazla yayılabilmesi için tek dozun bile koruma sağladığını söyleyen aynı isimler, sonra 2. Dozun, şimdi de 3. Dozun gerekli olduğunu söylüyor.

Sonbahara doğru 4 ve 5’inci dozlar da konuşulur artık.

Bana varyantlardan, mutasyonlardan, yeni gelişmelerden söz etmeyin.

Her doz ile servetlerine 10 milyar euro daha ekleyen bu beyaz gömlekli kapitalistler nedense “insan sağlığı, dünyanın selameti” diyerek bedava ya da maliyetine  bir bedelle aşıları ihtiyaç olan yerlere göndermiyorlar. Küçük miktarlarda aşı yardımı yaptıklarında da öyle bir reklam kampanyası yapıyorlar ki, bu kazançlarının daha fazla artmasına neden oluyor.

Virüste bu kıvraklık, beyaz gömlekli kapitalistlerde bu hırs olduğu müddetçe daha çok doz aşı göreceğiz gibi.

BUNUN ADI NE?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyonist işgalci cumhurbaşkanını telefonla arayıp tebrik etmiş.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre görüşmede, Türkiye-israil ilişkileri ve bölgesel konular ele alınmış. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Herzog'u göreve başlaması dolayısıyla tebrik etmiş.

Tamam Netanyahu gitti de işgalci çetenin tutumunda bir değişiklik olmadı ki…

Yine Şeyh Cerrah Mahallesini gasp çalışmaları sürüyor, yine Mescid-i Aksa’ya baskınlar düzenliyorlar, yine sivilleri infaz ediyorlar.

Körfez rejimleri işgalci ile diplomatik temasa geçince tepki gösteren Türkiye’nin bu hamlesi ne anlama geliyor?

Böylece işgalciyi yola getireceklerini mi sanıyorlar?

Yoksa “artık yeter bizi daha fazla zorlamayın” diye küresel güç odaklarına mı mesaj veriliyor?

Kimse kusura bakmasın! Yapılanın siyasi manevra ile bölgede söz sahibi olma ile bir alakası yok. İşgali ve ilhakı dayatan, Kudüs’ü resmi başkent olarak sunan siyonist çete ile iletişime geçilmesi onu daha fazla meşrulaştırmaktır.

Bunun başka izahı var mı?