Yer, konum ve mahalle değiştirenlerden bazıları yeni görüş ve vizyonlarıyla tanınmak isterken bazıları ise bunun işe yaramadığını görünce geçmişine “çakmaya” başlar.

Geçmişte ne yanlışlar yapılmış, ne basitlikler ortaya konmuş, ne pespayelikler yaşanmış da bizimkiler buna ancak yeni uyanmışlar.

Bunun son örneği olarak da Kemal Öztürk’ü gördük.

Erbakan’ın televizyonunda LGBT propagandası yaptıran Çağlar Cilara’ya konuşmuş Kemal Öztürk:

“Erdoğan’ın danışmanı olduğum dönemde gazete manşetleri bir gün önce bana gönderilip ‘Uygun mu’ diye soruluyordu.”

Yani o dönemde gazetecilik yapılmadığını, siyasi iktidara yakın medyanın siyasi iktidarın istekleri ve onayı çerçevesinde haber yaptıklarını söylüyor.

“Bu durum hemen her dönem böyledir” demenin bir anlamı yok sanırım. Darbe dönemlerinden söz etmeye gerek yok. Bundan 10 sene öncesine kadar birçok basın organı ile asker arasında nasıl bir eşgüdüm olduğunu herkes biliyor.

Tabii bunları Kemal Öztürk de biliyor; ama makam, mevki ve mahalle değiştirenlerin tümünde yaşanan bir “uyanış” yaşıyor sanırım.

Öyle ya, Kemal Öztürk, şimdi söylediklerini neden bundan önce gündeme getirmedi?

Biraz geriye gidelim…

2008 yılında AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı oldu.

2009 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Basın Danışmanlığı görevine getirildi ve bu görevi 2 yıl sürdürdü. Bu arada söz ettiği “manşetler” meselesi de o sırada cereyan etti.

2011’de Anadolu Ajansı genel müdürlüğüne getirildi ve bu görevi üç yıl sürdürdü.

2014’ten 2019’a kadar Yeni Şafak’ta yazdı. Ayrılmadan önceki son bir yıl “bilge adam” pozisyonuyla yazılar yazdı. Yani tam muhalif olmamıştı.

Yeni Şafak’tan ayrıldı ya da işine son verildi, bir süre geçti ve “uyanış” başladı.

Makamlar ve köşeler olduğu müddetçe yanlışları “karşı mahalle” ile paylaşma söz konusu değildi.

Tabi o yanlışlara bir tavır almadığı için aslında “yanlışın en önemli parçası” idi, o ayrı konu.

Kemal Öztürk şimdi, Abdüllatif Şener ve Ahmet Davutoğlu gibi “Yanlışlar benden sonra başladı” da diyemez, çünkü görev yaptığı dönemi suçluyor.

 

BİZANS OYUNLARI

CHP denince akla kurultaylar ve “Bizans oyunları” gelir.

Hizipler, gruplar, ekoller ve fraksiyonlar…

Hepsinin belli bir gücü vardır ve mesela aday belirlenmesinde hepsi ağırlığını ortaya koyar.

Ecevit’in İnönü’yü devirmesi, Baykal’ın oğul İnönü ve Murat Karayalçın’ı tasfiye etmek için başvurduğu yollar, kaset meseleleri, Önder Sav’ın siyasi kariyerinin bitirilmesi, Muharrem İnce’ye kurulan tezgahlar…

Bana tüm bunları Rahmi Turan’ın Sözcü’deki yazısı hatırlattı.

Rahmi Turan’ın iddiasına göre CHP’deki önemli bir isim Külliye’ye Erdoğan ile görüşmeye gitmiş. Erdoğan, Türkiye’nin güvenliği için CHP’nin başına geçmesi gerektiğini belirtince meçhul CHP’li engelleri olduğunu söylemiş.

R. Turan’ın satırlarından okuyalım:

“Erdoğan'ın ona:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ise:

"Düşün, karar ver. Memleketin iyiliği için bu gerekli. Ben de yardımcı olurum!" şeklinde yanıt verdiği belirtiliyor.

Şimdi "Kim bu önemli CHP'li?" diye soracaksınız değil mi?

Külliye'ye, yani Saray'a yakın haber kaynağım bana önemli bir CHP'linin adını söyledi. Ben de bunu sormak için o kişiyi aradım fakat tüm çabalarıma rağmen ulaşamadım.”

Ben içinden çıkamadım.

Acaba Rahmi Turan, Kılıçdaroğlu’nu uyarmaya mı çalışıyor?

Tüm CHP yönetici ve önde gelenlerini zan altında bırakarak seslerini yükseltmelerini mi istiyor?

CHP’genel başkanını bir paranoyaya sokarak yanlış yapmasını mı istiyor?

Yoksa Kılıçdaroğlu, parti içinde yapacağı bir tasfiye öncesi Rahmi Turan’a böyle bir yazı yazdırarak “cadı avı”na gerekçe mi oluşturmuş oluyor.

Bir de işin Külliye boyutu var tabii.

Ya Rahmi Turan’ın kaynağı aslında Erdoğan’ın adamıysa ve haberi servis etmenin nedeni CHP’yi karıştırmaksa?..

Dedim ya, tam Bizans oyunları!