Bu haftaki sınav bir başkaydı.  Birçok öğretmen adayı öğrencilerini sınava hazırlarken bu defa sınavla kendileri muhatap oldu. Sene boyunca başkalarına taktik veren öğretmenler, atanmak için emek verip alın teri döktü. Sınav sonrası konuşmalara bakıldığında ise en çok zorlayan dersin Türkçe olduğu özellikle mantık sorularının çok mantıksız olduğu dile getirildi. Her zaman öğrencilerin sitem ettiği sınava bu kez öğretmenler sitem ederek umutlarını, alan sınavına bırakmış oldu.

Bütün sınavların ortak yanına baktığımızda her sınav sonrası bir sitem bir hayıflanmada bulunur ya da zamanımızı iyi değerlendirmediğimizi dile getiririz. Bu anlamda birçok işimizi Avrupa ile kıyaslarız. Avrupalılar birçok işi aynı anda düşünebilirken bizler çoklu zekâ kullanımını bir türlü beceremedik. Köye gittiğimizde şehirli olma modundan, şehre geldiğimizde köylü olma modundan bir türlü çıkamadık. Oysaki zekâmızı işlevselleştirip yerine göre kıyas yapıp uygun olanı seçebiliriz. Aksi halde kendi örneklerini çoğaltamayan milletler hep başkasını konuşacaktır.

Bu konuda hep Avrupa`da eğitim şöyle böyle diyoruz. Acaba Avrupa`nın eğitim anlayışı nasıldır? Bu konuyu derinlemesine incelediğimizde karşımıza şaşırtıcı gerçekler çıktı. Nedir bu gerçekler?

Finlandiya`da zorunlu okula başlama yaşı 7. Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor. Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok. Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle. Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar. İlkokulda öğrencilerin ders dışı, teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika`da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye`de ise ortalama 45 dakika. Öğretmenlik toplumun gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri...

Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip... Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok. Öğrencilere ödev verilmiyor, çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa birer birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenleniyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli. Eğitim “herkes için eşit imkânlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zekâ ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

Selam ve dua ile...