Aksa Tufanı ile birlikte Küresel emperyalizmin dizayn edicilerinin hesaba katmadığı bir süreç başladı: İnsanlığın vicdanı uyandı. Hatta belki de küresel çapta bir “vicdan patlaması” yaşandı diyebiliriz.

Ama ortada yine de oldukça ilginç bir durum vardı.

Sokaklara dökülerek siyonizmi Nazizm ile beraber zikreden, işgalci rejime ne dediğini bilerek “Apartheid” suçlamasında bulunanlar, büyük oranda Batılılardı.

Bu arada şu önemli ayrıntıya dikkat çekmem gerekiyor.

Batı derken coğrafya ve zihniyet ayırımına özellikle dikkat ettiğimizi belirtelim.

Yani Batı’da yaşayan herkesi “Batılı medeniyet değerleri” ile hareket eden, dünyaya o gözlükle bakan insanlar olarak görmüyoruz.

Coğrafya anlamında Batı’da yaşayan Garaudy’nin, Fingelstein’in, Chomsy’nin, Bauer’in insani değerler bağlamında, entelektüel düzeyde “Batı zihniyetine” getirdikleri sert eleştiriler oldukça kıymetlidir. Habermas gibileri ise soykırımı meşrulaştırarak iğfal edilmiş zihin dünyalarıyla gramajlarını ortaya koymuşlardır.

Bunları neden mi anlatıyorum?

İşgalci rejim cumhurbaşkanı Herzog’un şu sözleri dikkatimi çekti:

"Bu savaş sadece İsrail ile Hamas arasındaki bir savaş değil; bu savaş Batı medeniyetini kurtarmayı amaçlayan bir savaş."

Siyonist terör rejiminin hedef gözeterek hastaneleri, mabetleri, okulları, uluslararası kuruluşlara ait yapıları vurması “Batı medeniyetini kurtarmak” imiş.

Nitekim Siyonist terör çetesi vahşi katliamlara başladığında Batı’nın en güçlü 6 ülkesi ardı ardına Telaviv’e gelerek “katillere destek” mesajları verdiler.

Demek ki;

75 yıldır süren katliam, sürgün, işkence ve suikatlar, “Batı değerlerine” uygunmuş.

Gazze’ye 15 yıldır uygulanan insanlık dışı ambargo “Batı değerlerine” uygunmuş.

Üçüncü dünyaya ışıltılı bir tablo gibi gösterilen “batı değerleri” aslında yere ve kişilere göre çok farklı şekillerde görünebiliyormuş.

Bazı şeyler o kadar berraklaştı ki… 

Dış politikasında temel insan haklarına ve ifade özgürlüğüne vurgu yapan ve üyelik sürecindeki ülkelere “AB müktesebatı” diye insan hakları gibi alanlarda “ev ödevleri” veren Almanya gibi Avrupa ülkelerinin yaşanan vahşet karşısında “israil’in kendini savunma hakkı var” argümanını dillendirdiklerini görüyoruz. Fransa, Avusturya ve Macaristan gibi bazı ülkelerin Filistin’e destek amaçlı yürüyüşleri yasakladığını ve görevden alınan İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman'ın, ‘Londra sokaklarına nefret saçtığı’ gerekçesiyle terör rejiminin Gazze'yi bombalamasına karşı düzenlenen protestoların durdurulması taleplerini de gördük.

Gazze, “Batı medeniyetinin” yüzünü olabildiğince berraklaştırdı.

Aslında bu değerlerin yere ve kişilere göre değiştiğini, bir süre önce başlayan Rusya-Ukrayna savaşının ilk zamanlarında fark etmiştik; ama “Medeniyet değerlerimiz” mazlumun kimliğini sorgulamayı abes gördüğü için çok da üzerinde durmamış, belki de bireysel yanlışlara bağlamıştık.

Bir örnek verelim:

ABD merkezli CBS News kanalı muhabiri Charlie D'Agata, Ukraynalıların savaştan dolayı çektiği acıları anlattığı bir videosu vardı. D'Agata, videoda şunları söylüyordu: “Burası Irak ya da Afganistan gibi on yıllardır çatışma yaşanan bir yer değil. Burası bunun yaşanmasını beklemediğiniz daha medeni, daha Avrupalı, bu sözleri dikkatle seçmem gerekiyor, bir şehir.”

Irak ve Afganistan’da on yıllardır süren savaşın, yıkım ve iç kargaşanın kimlerin eseri olduğunu söylemeye gerek yok!

Evet, Herzog haklı!

HAMAS, sadece Siyonist terör çetesi ile değil, katliama, vahşete, sömürüye dayalı “Batı medeniyeti” ile de savaşıyor.

Hatırlarsınız, Amerika ve Avrupa, Afganistan’da bir düğün konvoyunu, bir ilkokulu, bir hastaneyi hedef aldığında “Sivillerin ölmesi bir hata; ama oralarda teröristler barınıyordu” açıklamasında bulunurdu.

Amerikan uçakları Suriye’de namaz sırasında camiyi bombalayarak 100’den fazla sivilin ölümüne neden olduğunda “teröristlerin toplanma yeriydi” mazeretini ileri sürmüştü.

Sonuç olarak…

Aksa Tufanı ile birlikte Batı’nın maskesi düştü, boyaları döküldü.

Gazze tek başına Batı emperyalizmine direnmenin, erirken etrafını aydınlatmanın, vicdanları uyandırmanın sembolü oldu.

Kassam mücahitleri savaşın en zor anlarında bile “insan kalabilmenin” mümkün olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

Şerefli Gazze’ye, izzet timsali HAMAS’a, Kassam’ın eli öpülesi kahramanlarına selam olsun!