20 yıl süren kanlı ve kirli bir savaşın ardından emperyalist ABD, askerlerini Afganistan'dan çekmeye başladı. İşgal sürecinde  kendisine uşaklık etmiş 19 bin Afgan'ı ve aile üyelerini (toplamda 53.000 kişi) ülkesine almaya karar verdi. ABD, kendi eliyle mankurtlaştırdığı kukla mahlukları zamanı gelince kullanacağı bir hakikattir. Hem mankurtlaştırılan böylesi tipler akıl, irade ve bilinçlerini yitirdikleri için kendilerinden istenen her şeyi sualsiz sorgusuzca yapmaktan içtinap etmeyen tiplerdir.

Evet, ABD ve batılı koalisyon güçleri Afganistan’dan kuyruğunu kısarak çekilmesine çekiliyorlar, ancak güzelim bu şehrinaz diyardan geriye yıkılmış haneler, dul eşler, binlerce yetim çocuk, talan edilmiş evler, virane şehirler, kırık umutlar, aile dramları ve acıklı hayat hikayeleri bırakarak ayrılıyorlar.

Dün Rus Emperyalizmine karşı verdikleri destansı mücadele ve izzetli  duruşla  adlarını dünyaya duyurmuşlardı bu yiğit insanlar! Orantısız savaş gücüne rağmen, Allah'ın yardım ve inayetiyle SSCB'yi dize getirip Afganistan'dan kovmayı başaran mücahitler, cihattan sonra ne yazık ki aynı vahdet, birliktelik ve kararlılığı kendi aralarında sağlayamadılar. Zor zamanda yekvücut olan Afganlı guruplar, ne zaman ki ümmetin maslahatını es geçip mezhep, meşrep ve kavmi saiklerle hareket ettiler, işte o gün kaybettiler.

Hakeza Afganistan’da vahdet için çalışan Pençşir aslanı Ahmet Şah Mesûd ve Burhanettin Rabbani gibi daha nice güzel şahsiyetin suikastler sonucu şehit edilmesi mücadele saflarında boşluk oluşturdu ve cihadın eksen kaybı yaşamasına sebep oldu. Dahası, bu musibetler Afgan halkının iki yakasının bir araya gelmemesine yol açtı. Ayrıca Suud destekli Vahabi ve tekfirci gurupların bu topraklarda boy göstermesiyle birlikte ülkenin dört bir yanında estirilen fitne rüzgarları, nesimi rahmet rüzgarlarını kesmişti. Bilinçli bir şekilde gündem yapılan radikal guruplar üzerinden hakikatler saptırıldı, yetmedi mücadele ve Cihad ruhu sekteye uğratıldı.

Afgan cihadına gölge düşüren Suud ve benzeri rejimler, bugün de aynı şenaetleri işlemeye devam etmektedirler. Mısır, Yemen, Sûdan, Libya ve en son golü de Tunus’ta darbe yaptırarak attılar. Tunus’ta Kays Said gibi bir diktatörü finanse ederek darbe yaptırdılar. Dün “Radikalizm" fikrini körükleyerek Çeçen cihadını bitiren aynı zihniyet, BAE'nin fahişe emirleriyle birlikte hareket edip Mısır'da diktatör Sisi'yi finanse ettiler. Halkın oyuyla iktidara gelmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi darbeyle iktidardan uzaklaştırıp İhvan-ı Müslimin Hareketi mensubu binlerce Müslümana birlikte zindana attırdılar. Muhammed Mûrsî gibi güzel bir şahsiyet cuntacıların mahkemesinde bir duruşma esnasında şehadete yürüdüler.

Evet, Afganistan işgalinde istihbarat ve güvenlik konularında ABD'ye yardım eden Afganlı kukla tiplerin kullanılıp işleri bitince kırılıp atılacakları bir hakikattir. İçlerinde bir kısmı uyanıp pişmanlık gösterse de belki o gün iş işten geçmiş olacak. Hesap günü gelip çattığında son pişmanlık fayda vermeyecektir. Zillet damgası yemiş bu uşakları, Müslüman Afgan halkı da asla affetmeyecektir. "Bade harab'ül Basra" Arapça deyimi tam da Afganistan ve İslam Dünyasının hali pür melalini anlatmak için adeta uyarlanmış bir deyim gibi durmaktadır. 

Bu deyim yaygın kullanımı ile Bade harab ül Basra, yani her ne kadar "İş işten geçtikten sonra..." anlamında kullanılmışsa da asıl anlamı “Basra harap olduktan sonra" dır. Asıl olan yok olduktan sonra kalanlar neye yarar? anlamında kullanılan bu deyimi, oldukça uzun bir öyküsü olsa da biz özetle yetinelim:

Hülasa, 'sonradan deyimleşmiş bu veciz söz, ilk kez Bilaliler diye adlandırılan zenci kölelerin ayaklanma esnasında Basra'yı yakıp yıktıktan sonra halkın kendisine akıl danışması üzerine bir alim tarafından özelde Irak halkına söylenmişse de genelde bütün ümmete söylenmiş bir sözdür.