Gözlerini kan bürümüş ABD Başkanı Trump, Telaviv'deki Büyükelçilik binasını Kudüs'e taşıyarak Filistin'deki olayların fitilini ateşlemiş oldu. Donald, bir adım daha ileri giderek Obama döneminde 6 ülkenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere Fransa ve Almanya) İran ile imzaladığı P5+1 nükleer anlaşmadan da  çekildiğini ve İran'a yönelik yeni yaptırımların yürürlüğe konulacağını açıkladı.

Güya, İran rejiminin halkıyla barışık olmayan diktatör bir rejim olduğunu, Ortadoğu'da terörist grupları desteklediğini, Suriye politikasını gözden geçirmesi gerektiğini ve İran'ın İsrail için büyük bir tehdit oluşturduğunu söyleyerek yeni bir fitnenin kapısını aralamış oldu. Minareyi çalmak için kendince kılıfı uydurdu. Ancak minarenin Ortadoğu coğrafyasında kılıfına uymadığını Afganistan, Irak, Yemen ve Suriye örneğinde gördük.

6.4 milyon Yahudi'nin yaşadığı ABD'de "Demokratlar" veya "Cumhuriyetçiler" her kim iktidara gelirse gelsin "Yahudi oyu" kesinlikle belirleyici olmaktadır. Bunun için iktidarını kaybetmek istemeyen her ABD Başkanı, Yahudi lobisinin desteğini almak zorundadır. Trump da bunlardan biridir. Yahudi dostluğunu pekiştirmek adına 14 Mayıs'ta elçiliğini Kudüs'e taşıma gereği hissetti. Trump, ABD elçiliğini Kudüs'e taşıyarak İsrail'in gayrı meşru işgalini bir nevi uluslararası zeminde kendince meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Hakeza ABD'nin elçiliğini Kudüs'e taşıma kararı, kendi başına alınmış bir karar değildir. Özellikle İslam'a karşı şahin politikalar izleyen ve CIA Başkanıyken Donald Trump tarafından Dışişleri Bakanlığına getirilen Mike Pompeo'nunTrump'un üzerinde  etkili olduğunu tahmin etmek hiç de zor değildir. Pompeo, bu haliyle ABD 'deki Yahudi lobisine yakın ve İsrail muhibbi bir siyasetçi olması hasebiyle Ortadoğu'da kanlı projelerin altına imza atacak gibi duruyor.

ABD'nin Ortadoğu politikasını da her zaman Yahudilerin belirlediği bir hakikat. Paul Findley ismini anmadan geçemeyeceğim. ABD parlamentosundaki 20 yıllık senatörlüğünün ardından İsrail lobisinin yoğun kösteği ile 1983 seçimini kaybeden, bu olayın ardından "ABD'de İsrail Lobisiadlı inceleme kitabını kaleme alan ve Siyonizm'in ipliğini pazara çıkaran ve yazan kişidir. Amerikan'ın dış politikası için önemli bir tespitte bulunmuştu.

Ne demişti Paul: "İsrail Başbakanı, ABD'nin Ortadoğu ile ilgili dış politikasında, kendi ülkesinde sahip olduğundan daha fazla nüfuza sahiptir."

Her ramazan ayı geldiğinde Gazze'yi bombalayan İsrail, Ümmetin gözlerinin içine baka baka ve göğsünü gere gere bunu yapmakta. Mücahitlerin elinde Siyonistlerin göğsünü parçalayacak roketler mevcut ancak bu aşamada Hamas, sivil kayıpların önüne geçmek için temkinli davranmaktadır. Yapılan barışçıl ve silahsız gösteriler Filistinlilerin mağduriyetini dünyaya duyurmak ve gündemde tutmak için daha etkili olmakta.

Ne yazık ki ümmet olarak da bu hususta tam bir birliktelik ve vahdet oluşturmuş değiliz. Suudi, BAE, Bahreyn ve diktatör Mısır rejiminin tutumu ortadadır. Suudi, alenen ABD ve İsrail'i desteklerken Mısır cuntasının yaralı Müslümanların tahliyesi ve tedavisi için kapıları kapalı tutmakta, Türkiye'nin yaralıları uçaklarla Türkiye'ye taşımasına müsaade etmediği malumunuzdur.

Radikal söylem ve eylemleriyle birçok İslami değerlerimizi törpüleyip kavramlarımızın içini boşaltanlar da ne yazık İslam'a değil küfre hizmet ettiler. ABD ve İsrail'le savaşmayı bırakıp Müslümanları öldürmeyi fazilet sanan beyinsizler Cihad ruhunu katledip İslam düşmanlarına direkt veya dolaylı alet oldular. Emperyalistlerin yanında Suriye'de Müslümanları katledenler birden buharlaşıp kayboldular. Öyle görünüyor ki bu zihniyetin mensupları fitne ve fücur için başka İslam coğrafyalarına yönelmiş gibidirler. Bütün mesai ve enerjilerini Müslümanları öldürerek tüketenlerin bir güne bir gün, İsrail'le veya ABD ile savaştığını göreniniz ve duyanınız var mıdır?

2 Milyon Müslüman'ın yaşadığı açlık ve ambargo zulmünü dünyaya duyurma adına, HAMAS'ın öncülüğünde Gazze şehrinde "Büyük Dönüş Yürüyüşleri" kapsamında gerçekleştirilen barışçıl gösterilerde, bugüne dek 65 Müslüman şehit olurken binlercesi de yaralanmış bulunmaktadır. Yaralanan Müslümanlardan 54 kadarının da bitkisel hayatta olduğunu Filistinli sağlık yetkililerinden öğreniyoruz. 

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın çağrısıyla İstanbul'da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı Sonuç Bildirgesinden de, öyle derde deva ve kayda değer çok önemli kararlar çıkmamış gibi gözükmektedir. Her şeye rağmen sonuç bildirgesinde, İsrail'e "mali ve siyasi yaptırımların uygulanmasından" söz edilmesi de önemli sayılmaktadır.