Ve Afganlılar kendi aralarında bitmek bilmeyen onca sorunlara, cinayetlere, katliamlara ve ihtilaflara rağmen ülkelerini bundan 20 küsur yıl önce işgal eden ABD’yi de yenip kovmayı başardılar.

Görünen o ki, Taliban er ya da geç Afganistan’da yönetimi ele geçirecektir. Hükümet sadece birkaç şehir merkezinde duruma hakimdir ve daha uzun devam edemez. Tarafların yapmaları gereken şey, ivedilikle uzlaşmak ve yekdiğerinin kanını dökmeyi kendilerine haram yapmaktır. Aksi halde ülkelerini daha beter bir duruma düşürürler.

Zillet içinde Afganistan’dan kaçan Amerika’nın bundan sonraki hesapları nedir, bilmiyoruz. Afganlılar kendi iradeleriyle hükümetlerini kursunlar ve kaynaklarını kendileri için değerlendirsinler demeyeceğine göre, birçok hesabının olduğu şüphesizdir.

Türkiye Afganistan’da olmalı mı, sorusuna vereceğimiz ilk cevap şudur: Türkiye zaten NATO’nun bir üyesi olarak ve işgal yılları boyunca Afganistan’da idi. Gerçi Türkiye askerleri Afganlılara kurşun sıkmadılar, ama NATO’nun Özel Temsilcisi olan Hikmet Çetin’in Afganlılara yaptığı kötülükler Amerika’nınkinden hiç de az değildir. NATO’nun hazırlayıp Afganlılara kabul ettirdiği anayasada Çetin’in büyük bir emeği ve payı vardır. Çetin, anayasanın yapılması sürecinde bir NATO Özel Temsilcisi olarak ve NATO’nun çıkarlarının savunucusu olarak değil de bir Türkiyeli olarak ve dahi “Müslüman” bir görünümle çalıştı. Afgan anayasasına ilmek ilmek işlenen laiklik ve ırkçılık işte Çetin’in eseridir.

Başta Afganlılar olmak üzere Afganistan’da yeniden barış, güven ve refah olsun isteyenler şunu bilmeliler ki, ne NATO, ne AB ve ne de Rusya veya İngiltere, hiçbiri Afganistan’da barışın, güvenin ve refahın tesisinden yana olmadılar ve değiller.

Hesaba katılması gereken diğer bir konu da şudur: İŞİD’i kurup Irak ve Suriye’de kullananların bu örgütün bir kısmını çoktandır Afganistan’ın birçok yerine konuşlandırdıkları ve onları bundan sonra da kullanacaklarıdır.

Evet, Türkiye Afganistan’da olsa bile, NATO’yu temsilen veya Hikmet Çetin gibi laikliğin ve ırkçılığın yayıcısı olarak değil, Türkiye ve Afgan halklarının ortak değerlerine saygı temelinde Afganistan’ın yeniden imarında ve inşasında yer almak için olmalıdır!

Benzer bir rolü Afganistan’ın iki komşusu olan İran ve Pakistan da Afganistan’da üslenmelidir. Çünkü onlar da pekala biliyorlar ki, kendilerinin istikrarı olduğu kadar kalkınması da Afganistan’ın durumuna bağlıdır.

Bu ülkeler tabii ki birilerinin adına değil, insanlık, dostluk, dindaşlık adına... Afganistan ile birlikte kendilerini de ihya edecek olan yaklaşım budur! Birinci Dünya Savaşı’nda ülkelerin sınırlarını birer tuzak gibi çizen emperyalistler; İran, Pakistan, Afganistan ve Hindistan’ın sınırlarını da aynı şeytani planlarla çizmişlerdir.

Amerika, Afganistan’daki milliyetçiliği kurumsallaştırdı ve anayasal güvence altına aldı. Milliyetçiliği Afganistan’ın Milli Marşı’na kadar soktular. Afganistan’daki halklar arasında etnik sorunlar hep olagelmiştir, ama son 50 yıla kadar kanlı olmamıştı. Bugün Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta ve İran’da ırkçılık ne kadar etkili ve kanlı ise, Afganistan’da da artık o derecededir.

Malum, savaşın galipleri Kürtleri dört ülke arasında bölüştürmekle kalmadılar, bu ülkelerin rejimlerini de ırkçılık temelinde dizayn ettiler. Belirledikleri sınırlara göre Kürdistan, anılan dört ülke arasında bölüşülünce, doğal olarak Kürtler de dört ülke arasında bölüştürüldüler. Bu ülkelerin egemenleri emperyalistlerin bu tuzağını görüp boşa çıkaracaklarına, ırkçılığı, inkarı, imhayı ve asimilasyonu esas alınca, bu politikalar bizleri bugünlere getirdi ve bu hallere düşürdü.

Amerika ırkçılığı Afganistan’ın milli marşına kadar sokmayı başardı. Afganlıların önemli bir kısmı farkında olsalar bile, bir şey yapamadılar. Milli Marşta Afganistan’daki kavimler isimleriyle anılıyorlar; Beluç, Özbek, Peştun, Hazara, Türkmen, Tacik, Kızılbaş, Arapi Pamiri, Nuristani Barahavi, Aymak Paşaiyan diye.

Osmanlı’nın yıkılışından sonra kurulan İslam Ülkeleri olarak hepimizin kaderi aynıdır. Bir tane bile olsun istisnası yok. Müslümanlar hiçbirinde iradelerini yönetimlerine yansıtabilmiş değiller. Bir tek hakları var, hem varını ve hem de varlığını kurulu rejimlerin bekası için feda etmek! Bir zillet girdabıdır, içinde debelenip duruyoruz.

Tekrar edelim, Türkiye Afganistan’da olsa bile insani değerleri esas almak şartı ile. Her ne kadar kendi vatandaşlarına karşı insani değerler temelinde yaklaşmamakta ısrar ediyorsa dahi, diğer halklara karşı görece olarak daha insancıldır. Temennimiz Türkiye’nin kendisini de insani değerler temelinde gözden geçirmesi. Zor, ama can çıkmayan bedenden ümit kesmek de olmaz.