ABD seçmeni,  ABD tarihinin kırk beşinci başkanını seçecek delegeleri belirlemek üzere bugün sandık başına gidecek. İki aday yarışıyor bu seçimde Trump ve Hillary Clinton. Ne ABD seçmeni ne de dünya, nefesini tutmuş da hangisinin seçim galibi olacağını bekliyor değildir.

Amerikan kuruluşları bu ilgisizliği aşmak için son bir aydır oyun üzerine oyun geliştirdiler.  Bu oyunların hiçbirinde adayların üstünlükleri öne sürülmedi, zira ikisinin de meziyeti yok. Bir Trump`ın skandal bir yönü öne çıkarıldı bir Clinton`ın.

Dünyadaki soğuk savaş günlerinin yapay “Amerikan hayali” bitti. Amerikan halkının mutlu bir gelecek beklentisi de Amerika gücünün doruğunda iken son buldu. Kimse, başkan adaylarının birbirlerinin olumsuz yönleriyle yarıştıkları Amerika`dan dünya ve Amerikan halkı için olumlu bir girişim beklemiyor.

Sıkı Amerikancılar, bunun suçunu Obama`ya yükleme niyetinde. Oysa Amerika`da başkanlar, sistemin sadece sözcüsü ya da örtüsüdürler. Amerika, 2008`den bu yana bütün suçlarını Siyahî bir örtü altında işledi. Bundan sonraki dört veya sekiz yılda, suçlarını kadın maskesi takarak işler mi? Yoksa suçlarını Anglo-Sakson rengini taşıyan Trump`la açıktan işlemeyi mi göze alacak? Bugünkü seçimin merak edileni sadece burasıdır.

Amerika,  Soğuk Savaş Dönemi`nde kendisini hep barışçıl (peacekeeper) konumunda gösterme derdindeydi. Baba Bush Dönemi`nde bu sözde kaygısını bir kenara attı. Bill Clinton döneminde bir kez daha barışçıl bir rol oynama derdinde göründü. Oğul Bush yıllarında o sözde derdi bir kez daha yok saydı. Ama baba Bush döneminde bile dost göründüğü ülkelerin yönetimini geçici görüp o ülkelerle istikrarlı ilişkisini koruma politikasını sürdürdü. Darbeyi bir araç olarak kullanarak o ülkeleri elinde tuttu.

Obama döneminde ise Amerika, radikal bir küreselciliğin havasına kapıarak ülkeleri yok sayıp onların vatandaşları ile doğrudan temas kurma gibi fundamentalist bir yayılmacılık benimsedi. Bu politikasını sürdürebilmek için azınlıkları kendisini için savaş gücü haline getirdi, özellikle İslam dünyasında etnik ve mezhepsel bazda nüfusu az olanları, nüfusu çok olanlara karşı bir siyaset aracı olarak açıktan kullanmaya başladı. Sadece ABD hakimiyetini uçlaştırma hedefine dayanan bu siyaset, kendisini koruma yetisinden yoksun İslam dünyasını alt üst etti, ateşin içine attı. ABD, kendisi ile II. Dünya Savaşı`ndan bu yana iyi ilişkilere sahip Türkiye ve Suudi Arabistan`ı bile iç karışıklığa sürükleyecek adımlar atmaktan kaçınmadı. Diğer yandan düşman göründüğü güçlerle yakınlık kurdu ve saklı bir ittifak geliştirdi.

Ama Obama döneminde Amerika`nın kendisine odaklı siyasete feda ettiği sadece İslam dünyası değildir. Obama öncesinde ABD yörüngesine giren Rusya, ABD`nin Gürcistan ve Ukrayna`da yürüttüğü siyasetin eninde sonunda kendisini parçalamaya götüreceği düşüncesine kapıldı; Sovyetlerin yıkılmasından sonra ilk kez ABD`ye karşı durmayı göze aldı.

Obama döneminden önce ABD`nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi`ndeki işlerinin onaylayıcısı konumuna düşen Çin, Obama döneminde ABD`ye karşı cephe arayışına girdi.

ABD`ye II. Dünya Savaşı ile teslim olmuş Almanya`nın ekonomisi Obama döneminde çökertilme yoluna gidildi. Fransa, Obama`nın politikalarına ortaklık edince kendisini Paris`te bile şiddet eylemleri içinde buldu, eski cazibesini kaybetti. Güney Asya`da ABD`nin üslerinden Filipinlerin devlet başkanı ABD başkanına herkesin önünde küfredecek bir Amerikan karşıtlığına yöneldi. 

ABD`nin içinde de Siyahîler, kendilerini Obama döneminde daha çok haksızlığa maruz bırakılmış gördü. Hep siyaset dışı kalmış Amerikan üniversiteleri kampusları bile Obama döneminde politikleşti. Amerika için büyük önem sahip Müslüman üniversite öğrencileri, evlerinde kurşunlandı. Ne havaalanındaki Müslüman ne çarşıdaki Müslüman eskisi gibi Amerika`da rahat değildir.

Bayan Clinton`ın yapacağı bu düzeni, Gülen`in kefili Graham Fuller gibi isimlerin danışmanlığında sürdürmektir. Trump`un yapacağı ise nihayetinde bu berbat politikayı Graham Fuller danışmanlığı söz konusu olmadan Bush`ça yürütmektir.

Trump`un kızı Ivanka, 2007`den bu yana Yahudi Jared Kushner ile evlidir. Trump, “Müthiş adam, müthiş lider” diye övdüğü israil Başkanı Benjamin Netanyahu ile de dosttur. Netanyahu, Trump yanlısıdır. Ama ABD`deki Yahudilerin çoğu, bilinenin aksine Clinton yanlısıdır. Hem de bilinenden çok farklı bir sebeple: Siyonist yönetim, Yahudileri etrafı kan gölüne dönmüş israil`de tutmakta güçlük çekiyor. ABD`nin Trump`un sözcülüğünü üstlendiği göçmen politikasının israil`den ABD`ye göçü durduracağını düşünüyor. ABD`deki Yahudiler ise Trump`un sözcülük ettiği nefret politikasının eninde sonunda kendilerine dönmesinden ve Müslümanlarla savaşmaya giden Haçlıların Avrupa`da önce Yahudileri katletmesi gibi Beyaz radikallerin Müslümanlarla uğraşmadan kendileriyle uğraşmasından korkuyor. Açıkçası Yahudiler bile kendilerini geleceğin Amerika`sında eskisi gibi güvende görmüyor. 

Bu vaziyet içinde ABD`nin başına kim gelirse gelsin ABD eski ABD olmayacak; geleceğin dünyası, onun dünya siyaseti içindeki rolünün gün gün azaldığına tanıklık edecektir. Ancak bu süreç yaşanırken hırçınlaşacağı muhakkak olan Amerika`nın dünyada kime nasıl bir zarar vereceğini kestirmek kolay değildir.