Türkiye’nin önünde kritik bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Önemine binaen seçim kampanyaları çoktan başladı. Beyinlerin bir an için bile çalışmaması için adeta her tür tedbir alınıyor. Sosyalist kıpırdayışların “Düşünme, onayla!” dehşeti bir kez daha yaşatılıyor.

Kürtler, daha önce olduğu gibi bu seçimlerde de sonuçları etkileyebilecek bir potansiyele sahipler. Bunun için özellikle muhalefetin ilgi odağındalar.

Muhalefetin son atağı, meseleyi Kürtler açısından daha da kritik bir noktaya taşıdı. Muhalefet, büyük bir ihtimalle uluslararası bir danışmanlıkla bölündü (!). Altı parti bir araya gelirken HDP ile küçük Sol partiler, Sosyalist bloğa bırakıldı.

Göründüğü kadarıyla yapılmak istenen, her birinin diğerine takılmadan kendi cephesinden oy tabanını genişletmesi ama nihayetinde ikinci turda bile olsa tamamının bütünleşip iktidarı devirmesidir.

Bu durumda önceki seçimde “Bizim için önemli olan tek husus Erdoğan’ın gitmesidir!” diyen Sosyalist grup, hem iktidarın devrilmesini sağlayacak hem de iktidar ortağı görünmeyecektir. En azından muhalefet, ana cephesinde oy oranını yükseltmek için, bu yönde halka izahat yapabilecek, eli daha rahat oluverecek.

Kürtler açısından kaygı verici olan ise doğrudan Sosyalist blokla ilişkilendirilmeleridir. Daha doğrusu, Kürtlerin elinin kolunun Sosyalist “mümessiller” maharetiyle bağlanması, iradelerine el konulmasıdır.  

Kürtler, bunu hak etmiyor! Kürtler, Sosyalizmle en son anılacak halktır. Onları Sosyalizme terk etmek, bir tür manen Moğol istilasına terk etmektir.  

Modern dünyada Batılı devletler, dünya egemenliğini ele geçirdiklerinde Kürtleri haklarından yoksun bıraktılar. Sosyalizmin simgelerinden Stalin ise onların varlığına bile tahammül etmemiş, Kürtleri Orta Asyalara sürmüştür. Sadece Stalin tahammülsüzlüğü bile Kürtlerin kendilerini Sosyalizme çağıran yapılar karşısında ne ölçüde dikkatli olmaları gerektiğini göstermektedir.  

Öte yandan Kürt olmakla Sosyalist olmak arasında doğrudan bir karşıtlık vardır. Bunu herhalde en çok Sosyalistler, halkla bir araya geldiklerinde fark ediyordur. Neden mi?

İSLAM’LA OLUŞAN BİR KİMLİK

Modern dünyada Rusya veya Batı Avrupa’da ortaya atılan onlarca tez şu gerçeğin üstünü örtememiştir:  

Kürtlerin daha önce kültürel ve siyasal varlıkları ne olursa olsun, bugünkü Kürt kimliği İslam’ın eseridir; İslam’la var olmuştur. Kürtlüğü İslam’dan soyutlamaya kalkıştığınızda ortaya Kürtlükten başka bir şey çıkar ve onun önüne hangi sıfatları getirirseniz getirin elinizde kalanın Kürtlükle ilgisi kalmaz.  

Bunun net örneği Yezidi (Ezidi) bocalamasıdır. Yezidiler, Müslüman kökenlidirler. Şengal dağlarında, Şam taraflarından gelen sıkı Hanbeli Âlim ve derviş Adî b. Müsâfir’in sert yorumları ile İran’dan gelen eski Zerdüştvari inançlar arasında kalıp savruldular. Hâlâ Kürtçe konuşuyorlardı ama Saddam Hüseyin Dönemi’nde Irak hükümetine başvurup “Biz Arabız!” dediler, kendilerini sicillere Emevî soyundan diye işlediler; Kürtlere karşı konumlandılar. Kafkasya’da Stalin tarafından kayrıldılar, sürgünden kurtuldular, Müslüman köylerine yerleştirildiler. Ama son dönemde Ermenistan’a başvurup “Biz Kürt değiliz, sadece Yezidiyiz!” diyerek kendilerini ayırdılar; bir kez daha Kürtlere karşı konumlandılar ve buna ödül olarak Ermenilerden bazı kültürel ödünler aldılar.

Kürt olmak sadece inanç olarak değil, hatırat olarak da İslam’la bütünleşmiştir. Kürtler, İslam öncesinde kendi coğrafyalarının dağlarına sığınmak zorunda kalmışlardı. Doğudan ve batıdan gelen her ordu, onları talan ediyor ve her seferinde kılıçtan geçirip nüfuslarını azaltıyordu.

İslam, onları yurtlarında selamete kavuşturup nüfuslarını hızla artırmaya vesile olmakla kalmadı, coğrafyalarını genişletti ve onun yanında Kürtleri dünya tarihinin içine çekti. Daha önce kendi yurtlarında yok hükmünde iken onları küresel bir değişimin ortağı hâline getirdi, dünya adalet dağıtan iyilik cephesinin şanlı bileşenlerinden biri kıldı.  

İslam’ın en geç ikinci yüzyılından itibaren İslam tarihinin pek çok kesitini Kürtleri atlatarak anlatmak neredeyse imkânsızdır:

Abbâsî çağının ilk yüzyıllarında Bizans, yeniden kuvvet toplayıp güneye inmek istediğinde Tarsus-Antakya hattından Lübnan dağlarına kadar ulaştı. Ama Halep’in doğusu yönünde Kürtlere takıldı, Halep-Urfa hattına giremedi, Şam’a açılamadı. Irak’a ilerleyen diğer yollarda ise Malatya-Harput hattını aşamadı.

Gazneli Mahmud, Hindistan’ın fethine yöneldiğinde Kürtler, mevcut yurtlarından kalkıp ta Hindistan’a ulaştılar. Bugün, Pakistan’da küçük ama etkin Kürt nüfus da o büyük iyilik yürüyüşünün eseridir. İran Belucistan’ındaki Kürtler de o vesileyle oralara ulaşmışlardır.

Haçlılar, İslam dünyasına girdiklerinde Antakya-Urfa hattını istila ettiler. Ama Urfa’nın doğusunda ilerleyemediler. Nihayetinde Haçlıların definde Kürtler; Türklerle beraber tarihi bir rol oynadılar.

Cengiz zamanında Moğolların, batıya yönelen öncü grubu, Türkistan ve İran’ı birkaç ayda aştığı halde Zagros dağlarına takıldı ve oradan dönüp Azerbaycan’a geçmek zorunda kaldı. Azerbaycan’da da Arran’a bugünkü Karadağ’a, o zamanlar yoğun Kürt nüfusun bulunduğu beldelere girmeden gerisin geriye döndü.  

Cengiz’in torunu Hülâgû, Türkistan ve İran hükümdarı olarak batıya yöneldiğinde oğlunun kuvvetleri Meyyâfarîkîn’e takıldılar. Moğol ordusu nihayetinde Aynicâlut’ta Eyyûbîlerin çocukluktan alıp yetiştirdikleri Memlûklara yenildi.

Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusu neredeyse tamamen çekildiği hâlde Ruslar, Bitlis’i, Fransızlar Maraş-Antep-Urfa hattını aşamadılar. Irak cephesinde de Bağdat bile istila edildiği hâlde İngilizler bugünkü Kürdistan Bölgesel Yönetimi şehirlerine giremediler.

Bu tarihsel serüveni, Batı da Doğu da gayet iyi biliyor. Bunun için, İslam karşıtı modern Batı, Kürtlerin dönüştürülüp etkisizleştirilmesine özel bir önem vermiş; Kürtleri İslamsız bırakmak için tarihin Moğolları aratmayan manevi katliamlarına girişmiş, Kürtleri mağdur etmiştir.

Uluslararası sistem, geçen yüzyılda Kürtleri, kendi güdümündeki ulus devletlere ezdirdi. Sonra önlerine alternatif olarak yine kendi üretimi Sosyalizmi kurtuluş yolu olarak koydu. Ulus devletlerin baskılarından kaçan Kürtlere “Sosyalistleşin kurtulursunuz!” vaadi yapıldı.

 Sosyalizm, bu bağlamda Kürtlere dayatılmış en aşağılayıcı silahtır, Kürtlere gösterilmiş en kötü sığınaktır; kurtuluş sandalı diye kendilerine tarif edilen delikli saldır. Kürt, canını verir, onurundan vazgeçmez. Hâlbuki Sosyalizm, kurtuluş umudu vererek Kürtlerin onurlarına kastetmektedir.

Batıcı ulus devletlerin baskıları karşısında Kürtler, Batılı devletlerden hiçbir hak elde edemediler. Batılı devletler, Kürtleri sadece ulus devletleri kendi politikalarına ikna etmek için, Sosyalistleşirlerse aldatılmaya müsait hâle gelecek bir yerel yapı olarak gördüler. Dünyanın egemenliği ellerinde ve dilediklerini ulus devletlere yaptırabilirken Kürtleri “göç, işkence, hapis ve ölüm” sürecinde beklettiler, hep oyaladılar.

Kürtler hukuksuzluklar karşısında onların insan hakları kurumlarına başvurduğunda ya da onlara iltica ettiklerinde “elimizi uzattık” diye de minnet ettiler. Ama ulus devletleri kontrol altında tutmakta istifade ettiklerinden sorunlarının köklü olarak çözümü için hiçbir adım atmadılar.

Bugün ise aynı Batılı devletler, Kürtlerin klasik Sosyalizmden liberal-yeşil Sosyalizm sentezine geçmelerini emrediyorlar! Kürtlerden Batı’nın emperyal günahları bir yana gündelik günahlarına ortak olmalarını bekliyorlar. Kürtlere, eşcinsel grupların haklarına sahip çıkın, ahlaksal her tür değeri reddedin, durumunuzu değerlendiririz, diyorlar.

Ne yazık ki yüzyıllık Batı oyalamasının Kürtler açısından geldiği nokta budur. Buna karşı Kürtlere yönelik hiçbir kazanım garantisi de yoktur. Kürt, hem Batı’nın günahlarına ortak olacak hem hiçbir konuda garanti almayacak! İktidar devirecek lâkin hiçbir iktidar denklemi içinde yer almayacaktır! Denklem, bu yönde oluşturulmuş.

SORUMLULUK KİMİN?

Kürtlerle Türkler arasındaki buluşma, tarihin en muazzam buluşmalarından biridir ve buluşma, İslam’ın beşinci yüzyılından bu yana, Ümmet buluşmasının çekirdeğini oluşturmaktadır. Batılılar, İslam’ın hep Hicri 6. yüzyıldan sonra yok olacağını düşünmüşlerdir. Bu hayal gerçekleşmemişse bunda bu buluşmanın çok büyük payı vardır.

Bu buluşmanın ne kadar işlevsel olduğunun en göz önündeki kanıtı ise önce Kudüs’ün fethidir. Sonra Yavuz Sultan Selim devri buluşmasının İslam dünyasında oluşturduğu ve Batı üzerinde doğrudan etkili olan neticeleridir. O buluşmayla İslam dünyasının kuzey ve güneyi bütünleşmiş; İslam, doğuda yaşadığı sorunu durdurmuş ve Batı’daki yolculuğuna devam edebilmiştir.

Ne var ki Miladi 19. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı idaresi, sızmaların da etkisiyle Batı’dan yana bir dönüşüme yöneldi. Kürtlerin, bu dönüşüm karşısında yaşadıkları şaşkınlık ve dramın ne yazık ki henüz yüzde biri bile anlatılamadı. Kürtler, bir anda hukuksuz/Şeriatsız kalma riskiyle yüz yüze kaldılar. O güne kadar kendilerine yönelik hangi hukuksuzluk olsa “Şeriat/Hak/Adalet” derler ve sesleri bir şekilde merkeze ulaşırdı, ya o günden sonra?

Üstelik sistem, Batı’dan yana dönüşüyordu ama Kürtlere “İslam kardeşliği gereği” kendisine sadık kalmalarını öneriyordu. Kürtler, sadık kalırlarsa Batılılaşmayı destekleme, karşı çıkarlarsa Batı’nın fiziki istilasına yol açma gibi bir çıkmaza girdiler. Bugünlerde de etkileri görülen dehşet verici bir bunalım yaşadılar ve o süreçte kimliklerinden çok şey yitirdiler.

Asıl felaketi ise Batıcı grubun İttihatçılar olarak resmen iktidara gelmesinden sonra yaşadılar, tarihi özverilerine rağmen “hain” ilan edildiler. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıkları bile Batıcı ve artık milliyetçi görünümlü grubu tatmin etmedi. Cumhuriyet’in kurulmasından sonra yaşam tarzları, medreseleri, dilleri yasaklandı. Karşı koydukları an “asi” ilan edildiler, korkunç cezalara çarpıtıldılar.

Adnan Menderes günlerinde bir umut oluştu ama 27 Mayıs İhtilalı her şeyi sıfırladı hatta köy ve mezra isimleri dahi değiştirildi. Yetmedi intikam alırcasına Sosyalizmi Kürtlerin arasında yaydılar.

UMUT VE HAYAL KIRIKLIĞI

İslâmî hareketin “Milli Görüş” ve başka yapılar içinde güçlenmesiyle koşullarının düzeleceğine dair Kürtlerin umutları arttı. Ne var ki bu umut her arttığında bir yandan Kürtler içinde Sosyalist grup, uluslar arası ve ulusal destek görerek güçlendirildi. Kürtler, Solun kelepçelerine bırakıldı. Milli Görüş ise milliyetçi yapı ile frenlendi. Kürtlerin hayalleri kardeşlerinden yana kırılmaya uğrarken Sosyalist buluşmadan yana coşturuldu. Son elli yılın hikâyesi ne yazık ki bu çıkmazdan, bu kısır döngüden ibarettir.

Bu süreç boyunca Kürtler, kendilerini Sosyalist kelepçeden kurtarmak istedikçe Sosyalist gruplarla inadına özdeşleştirildiler. Kürtlere, temsilciniz onlardır, onlarla kalın, dendi.

Uluslararası sistem, Kürtleri manen imha etmek için bunu dayattı; ulusal sistem, dayatmayı kabul etti ve dindar yapıların, siyasi kısmı “Kürt haklarına saygı” gibi kahredici bir yaklaşımla, geleneksel kısmı ise kimi zaman kardeşliği zedeleyen hislerine meşruiyet kazandırmak için Kürtleri Sosyalist grupla bir gibi gördü.

Bu yöndeki itirazlar, geleneksel kesimin bir kısmını ikna ettiyse de siyasallaşmış kısmını ikna edemedi. Masalar kurulduğunda bile sadece Sosyalist grupları çağırdılar, uluslar arası sisteme karşı gösteriş yapma gereksiniminden de bağımsız olmadan kapıları sadece onlara açtılar. Kürtlerin Sosyalistlere destek vermeleri için kimi zaman medya organlarını fiili olarak seferber ettiler. Karşı tutumların ise yüzüne bile bakmadılar. Örneğin, Sosyalist örgütün ateist yanını ortaya koyan belgelere bir ittifak bariyer koydular. Bu inat, nihayetinde onlara karşı işlemeye başladı ve bugün onları sandık üzerinden Türkiye siyasetinin dışına atmak gibi bir riske kadar getirdi.

Son kertede milliyetçi söylem, siyaseti öylesine kelepçeledi ki son yirmi yılın Menderes ve Özal günlerini aşan ıslahatları görünmez oldu. Sosyalist yapının aleyhteki propagandasına karşı, milliyetçi yapının sosyal medya ve diğer platformlardaki bir kısmı menşei kuşkulu dili, her şeyi neredeyse sildi süpürdü. Sosyalist yapı ile sınırsız milliyetçi yapı, farkında olarak veya olmayarak birbirini besliyorlar; yıkım noktasında bir tür dayanışıyorlar. Hapis cezaları, güvenlik soruşturmaları, siyasetin söylemi … meseleyi daha da bozdu.

Muhalefet, bu dayanışmanın keyfi içinde büyükşehir belediyelerini kazandı ve 2023 seçimlerini dahi garantilediğini düşünüyor.

Muhalefetin tercihi dışında oy kullanmak isteyen Kürtlere yönelik şimdiden linçler gerçekleşiyor, ihanet söylemleri geliştiriliyor.  

Kürtler, Türkiye’de iktidarı Batı lehine değiştirmek için araçsallaştırılıyor ve bütün Kürtlerin bu araçsallığı onaylaması için korkunç bir baskı ortamının temelleri atılıyor.

Buna hayır diyen Kürtler, kendi başlarına bu çıkmazdan nasıl çıkabilirler? Bu henüz meçhul! Zira seslerini duyurma konusunda ciddi engellerle karşı karşıyalar.