Televizyondan bir araştırma şirketi yetkilisinin gençlikle ilgili tespitlerini dinliyordum. Y Kuşağını geride bıraktık, artık Z Kuşağındayız diyordu yetkili.

Batılı yaşam tarzına teslim olduğu hâlde bu kuşaktan ürküntü ile söz ediyordu. Bu kuşağın duyarsızlığını, bir kısmının okula gitmek istemediği gibi istihdama da katılmak istemediğini anlatıyordu.

Z Kuşağı dedikleri, 1995-2000 arasında doğan gençlerdir. Neden Z Kuşağı denmiş? Tamamen gelişigüzel… Basit bir anket araştırması ardından ankete katılanların çoğunluğunun tercihi…

Nasıl bir gençlik?

Üretken ve işbirlikçi…

Ekonomik sorunları çözmekte mahir…

Kendi kendini yönlendirebilen…

Grup çalışması yapabilen…

Bilgiyi çok hızlı işleyebilen…

Bilgisayar teknolojisine hakim …

Daha önceki kuşaklardan daha zeki olduğu iddia edilen bir gençlik…

Bu özellikler eminim ki bizim de gözlerimizi kamaştırdı, belki içimizden “Vay be!” dedik.

Çünkü bizim de algılarımız, çağın despotlarını yönlendirmelerinden etkilenmiş… Bunun için bu özellikleri okur okumaz “Biz insandan mı, büyük şirketler için robotlardan mı söz ediyoruz?” diyemedik.

Dikkat edin, tek bir insani özellik sayılmıyor. İnsani gibi görünen “Grup çalışması yapabilen” özelliği dahi aslında “Başka robotlarla çalışmaya ayarlanabilen” demekten farksız…

Zira bu özellikleri belirleyenlerin insani bir kaygısı yok, onların dikkatleri tamamen üretim alanları için daha verimli bir “varlık” bulmak…

Onlar, geçmişin makineye göre ağır çalışan, makinelerin çalışma hızının gerisinde kalan insanı yerine, daha seri, makineye tabi olmaktan öte, makineyi yönlendiren bir insan tipi, daha doğrusu bir işçi tipi arıyorlar. Bugünün gençliğinin de taleplerine karşıladığına dair umutlanmak istiyorlar.

Bu gençler, insanlığın sorunları konusunda duyarsız… Selam vermeyi bilmeyecek kadar insani ilişkilerden tamamen soyutlanmış…

Gülümsemeyi, duygulanıp gözyaşı dökmeyi bilmeyen bir gençlik…

İnsanî ilişki kurmayı bilmeyince yarısına yakını kendisini yalnız hissediyor ve daha kötüsü yalnızlığını gidermek için bir çaba içinde bulunmayı da gerekli görmüyor.

Farkında mıyız? Biz, bugünün gençliğinden söz ediyorsak geleceğin insanlığından söz ediyoruz demektir.

Peki, hangimiz, böyle bir insanlık ister. İnsani bütün vasıflardan uzaklaşmış, bir iş makinesine dönüşmüş bir insanlık… Hangimizin aradığı insanlıktır?

Onlar, öğretiyorlar, onlar yönlendirip yetiştiriyorlar, onlar vasıflarını belirleyip kendilerince adlandırıyorlar… Ya biz, bu dünyanın neresindeyiz?

Bizim aradığımız gençlik nasıl bir gençliktir?  Yazık ki kimi zaman hayal etmeyi bile çok görüyoruz! Oysa aynı zamanda geleceğin dünyasının bugünün dünyasından daha iyi olmasını istiyoruz. Garip bir tutarsızlık hâli…

Hayır! Müslüman gençlik, onların tasarladığı, doğrudan veya dolaylı ürettiği Z Kuşağı gençlik olamaz.

Müslüman, öncelikle iyi bir insandır ve iyi bir insan, asla bir robot gibi soğuk değildir, sadece çalışmaya ayarlı bir makine de değildir.

Müslüman gençlik, düşünmeyi de duygulanmayı da bilir. İnsani ilişkileri önemser, dünyaya duyarsız değildir. Gelişmelere öfkelenmek ve onay vermekle yetinmez… Bizzat gelişmelere yön verir.

Böyle insanca bir kuşak mı yoksa robotvari Z Kuşağı mı?

Ki anlatılanlara bakılırsa Z Kuşağını üretenler çoktan eserlerinden ürkmüşler ve insani bir gençliği kendi tasarımlarının ürünü gençliğe tercih ediyorlar. Ekonomik saplantı içinde tersini üretseler de farkında olarak veya olmayarak İslam gençliğinin vasıflarını gençlerde arıyorlar.

O hâlde biz neden onların üretimlerine imrenelim? Onların Z Kuşağı diye önümüze koydukları tasarıma teslim olalım?

Ve insanlığa haykırıp İslam’ın “insanlık inşası” ile, İslam karşıtlarının yol açtığı “insanlık felakati” arasındaki farkı duyurmayalım?