“Ya Le’l-İslam”…

Haydi! İslam’ın yardımına!”, Selâhaddîn-i Eyyûbî Hazretlerinin savaş şiarlarındandır.  

Sultan Selâhaddîn, bu şiarla “Ey Müslümanlar! Gelin, İslam’ı bu zor durumdan kurtarın!” diyordu.

Sultan Selâhaddîn, bu mana üzerinde Kudüs’ün yardımına çağırırken mürsel mecazla İslam’ın yardımına çağırıyordu.

Bu, geleceği gören, yüksek bir şuurdur, bir üst akıldır… “Altın çağımızdaki anlamıyla”, mü’mince bir ferasettir.

Büyük Sultan, Kudüs’ü alan bir Avrupa’nın Mekke’yi almak için uğraşacağını görmüştü; Müslümanlara bunu duyuruyordu, Müslümanları bunu anlamaya çağırıyordu. Bugün de o çağrıya ihtiyaç var.

 Kudüs’te yer eden bir siyasi Yahudilik, hiçbir Müslümanı hiçbir yerde rahat bırakmayacaktır. Nitekim, Haçlı Seferleri sırasında kendilerini katliamdan korumak için Haçlıların atlarına yem verenler, araya birkaç yıl girmeden Haçlıların en önemli hedefi olmuşlardır.

Çarşamba günü Diyarbakır’da HÜDA PAR’ın ev sahipliğinde, “Ya ʿLe’l-İslam” şiarına manen karşılık gelecek bir etkinlik yapıldı. Arap İslam âleminden kıymetli ilim ve hareket insanlarının sunumlar yaptıkları etkinlikte Kudüs’ü, Kudüs’ün fetih yolunu açan Veli Sultan Nûreddin Mahmud Zengî ve Kudüs Fatihi Selâhaddîn-i Eyyûbî’yi konuştuk.

Programda Genel Başkan İshak Sağlam Beyin konuşması, Kudüs’le ilgili olması gereken hassasiyeti çok yönlü olarak ortaya koyuyordu. Katılımcıların her bir sunumu da konunun ayrı bir yönünü aydınlattı. Ben de Sultan Selâhaddîn’i anlatmaya çalıştım.  

Hazırlandıkça ve anlattıkça düşündüm: Bizim, bu çağda Selâhaddîn’i okumaya ne de çok ihtiyacımız vardır. Ancak, bir menkıbe gibi değil, “olağanüstü” bir adamın hayat hikâyesi olarak değil… İslam’ın yetiştirdiği bir şahsiyet olarak okumak gerekir onu.

Haçlılarla mücadelenin nice kahramanı vardır: Sultan I. Kılıçarslan, Büyük Sultan Muhammed Tapar, Mevdûd, Tuğtegin, Belek Han, Aksungur el-Porsukî, İmâdüddin Zengî… Allah, hepsinden razı olsun… Mücadeleleri, kusurları için mağfiret vesilesi olur inşaallah…

Ama o mücadelede iki şahsiyet müstesnadır: Veli Sultan Nûreddin Mahmud Zengî ve büyük komutan Sultan Selâhaddin. Zulmü “istikrarlı yönetim” için imkân bilen anlayışa karşı adaleti imkân bilen iki nâdide şahsiyet… Küçük şeyleri sorun yapıp kavga eden Müslüman tipine karşı Gâzzalî’nin, Sünnet-i Seniye üzerine ihya ettiği küçük şeyleri dahi İslam’ın büyük hedefleri için sermaye bilen bir neslin önderleri… Çok yönlü Müslüman aklının ve İslamî bütünlüğü kavrayışın doruk büyükleri…

Bugün her bir yönlerinin ayrı ayrı anlatılması gerekiyor. Ancak her şeyden önce, onların “gönderilmiş” şahsiyetler değil; İslam’ın yetiştirdiği kişiler olduğuna inanmak gerekiyor.

O günleri yetiştiren bir İslam, bugün de onların bu çağ içindeki benzerlerini yetiştirebilir. Buna ikna olmak ve bu niyetle uğraşmak gerekiyor.

Niyet ettim, bir Nûreddin yetiştirmeye… Niyet ettim, bir Selâhaddîn yetiştirmeye diyerek fiilen birilerini Nûreddin ve Selâhaddîn olma niyetine yetiştirmek gerekiyor.