Bir devrin siyasî ve askerî olarak bitmesi ile zihniyet olarak bitmesi farklı şeylerdir. Siyasî ve askerî tükeniş, sadece fiziksel değişimi ifade eder. Oysa devir dediğimiz kendisine has özellikleri bulunan zaman kesiti, fiziksel yapıdan ibaret değildir. Hatta fiziken görünmeyen devirsel özellikler, çoğu zaman fiziken görünen özelliklerden daha etkilidir.

28 Şubat bitti mi? Siyasî ve askerî olarak ana yapısıyla bitti.

Devrin Başbakanı Bülent Ecevit çoktan yaşamını yitirdi, 20 yaşındaki gençlerin çoğu, onun partisi Demokratik Sol Parti (DSP)`nin adını bile duymamıştır. Ecevit`in yedeğine alınan yardımcısı Mesut Yılmaz`ı ancak oğlunun taziyesi için arayan olmuştur.

Devrin askerleri de emekli oldular, Ankara`da görülen davada bugün veya önümüzdeki günlerde hiç şüphesiz ağır cezalar alacaklardır.

Ama 28 Şubat zihniyet olarak hâlâ varlığını koruyor. Malum, zihniyet bir devre hakim olan anlayış, duygu ve zevk bütünüdür.

28 Şubat`ın aktörlerinin tamamı İslam düşmanı değildi, Müslümandan da nefret etmiyorlardı. Hatta bir kısmı evinde namazını kılıp Ramazan orucunu da tutuyordu.

Ama devrin aktörlerinin tamamına hâkim olan zihniyet, İslamîleşmenin devlet ve hatta bir boyuttan sonra millet için riskli olduğuydu.  

Onların bir kısmı ateistti. Kendi halinde bir ateist de değil, Allah`a imanla savaşmayı vazife bilecek kadar bir anti teistti, anlaşılır bir dille Allah düşmanıydı, günlük yayınlarında Peygamber düşmanlığı yapmaktan çekinmiyordu.

Diğer bir kesimi ise sadece bu Allah düşmanlarına, Peygamber düşmanlarına çıkarları için veya korkudan kapılmış kişiler değildi.

Bu kesim, İslamîleşmenin devlet için ve “bir boyuttan sonra” millet için riskli olduğu konusunda o Allah düşmanı kesimle müttefikti. Günün dünya gerçekliği içinde devletin yaşaması ve milletin birliğinin korunması adına devletin tamamen ve milletin de görünür biçimde İslam`dan uzak tutulması gerektiğine inanıyor, bunu bir tür zorunluluk olarak görüyordu.

İki kesimin buluşması ile bizim 28 Şubat zihniyeti dediğimiz, devleti ve milleti İslam`dan uzak tutmayı vazife bilen o muzdarip olduğumuz zihniyet ortaya çıkmıştır.  

Ne yazık ki bu zihniyet damarlara işlemiş; İslam dünyasının yaşadığı güncel vakalarla da kendisi için enerji bulup ayakta duruyor.

28 Şubat`ın zihniyetiyle mücadele çok önemli. Bu açıdan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan`ın dönemin çetelerini gündeme getirmesi iyi bir haberdir. O çetelerin mağdurların mağduriyetinin giderilmemesi ise kötü haber…  28 Şubat`ın fiziken tamamen sona ermesi ancak zalimlerinin yanında mazlumlarının da dikkate alınması ile olur. Hiçbir zalimin yargılanması, mazlumun yarasının sarılması kadar mazlum açısından değer taşımaz.

Bunun yanında mücadele edilmesi gereken 28 Şubat`ın sadece fiziksel görünümü değil, aynı zamanda zihniyetidir.

28 Şubat zihniyeti neredeyse iki yüzyıldır zihinlere kazınıyor. Bütün acılarımızın İslam` a sahip çıkmaktan kaynaklandığı bilinçli bilinçsiz öğretiliyor. İslamlaşmayla tehdit altına girme, devlet ve millet için tükeniş yoluna girme bir tutuluyor. İslam`ın büyümemize, toplumsal düzenimize katkısı göz ardı ediliyor. İslam marjinalleştiriliyor.

İslam`dan korkan ve korkutan bu zihniyet yıkılmadıkça 28 Şubatçılık bir kâbus gibi var olmaya devam edecektir.